Karşılık, karşılıksızlık, iyilik, insan ve İyi İnsan. Bu beş sözcüğün tanımlarına erişmek pek mümkün. Lakin tanımları ezberlemek; onları benimsemek yahut içinde barındırdıkları düşünceleri, hisleri, soyutlukları kavrayabilmek değil bütünüyle.
Karşı-lık-sız-lık
Yaşamımız farkında olduğumuz ve daha acısı farkında olamadığımız karşılıklarla dolu. Karşılığın tanımını “bedel” olarak belirlediğimiz takdirde, karşılıksızlığın tanımı da “bedelsizlik” olacak mecbur! Oysa bedelsizlik nasıl bir şey? Bir hizmetin karşılığı olan bedelin belirlenememesi sonucu mu meydana gelir yoksa insan nefsini körelttikçe kendi de ulaşabilir mi karşılıksızlığa?
İyilik, karşılık beklendiğinde anlamını yitirir ve en hafif tanımıyla “alışveriş”e dönüşür. Alçakgönüllülük süsü verilmiş “Bir dua etseniz kafi gelir.” sözü karşılık beklentisi değil midir? Yahut yardımda bulduğunuz bir çocuğun teşekkür etmesini, tebessüm etmesini beklemek (güdüsel olarak dahi) karşılık değil midir? İnsanoğlunun kalbine, zihnine kim yerleştiriyor bu algıyı? Farkındalıksızlıktan kaynaklı olabilir, ilgisizlikten olabilir ama kötülükten olamaz. İçimizde olan iyiliği bulup onu kötü nefsimizden sakınsak hoş olmaz mı?
Ünlü karşılıklar var bunların başını paranın çektiğini söylemek şaşırtıcı olmaz herhalde. Lakin ne var ki para sizin; mutluluğun, sağlığın, zamanın, gençliğin, huzurun ve saygınlığın efendisi olmanızı sağlamaz.
Para size sağlık satın alır mı? Para ile “sağlık hizmeti” alabilirsiniz yalnızca. Sağlığın kendisinin maddi ölçümü mevcut mudur ki? Daha açık izah etmek lazım gelirse, büyük olan burnu ufak, daha zarif bir burna çevirirsiniz ve iltifatlar alırsınız; artık daha “güzel” bir burna sahipsiniz. Oysaki güzel bir çift böbreğinizin olduğuna dair iltifat aldınız mı hiç? Yahut bu neviden sahibi olduğunuzun