"Layık olana da, olmayana da iyilik yap. eğer layık olana rastlarsan isabet etmiş olursun. Lâyık olana rastlamazsan sen İyilik ehli olursun." 🌹-Hz. Muhammed (s.a.v)🌹
Thomas Münzer'in felsefi ve tanrıbilimsel (theologique) öğretisi yalnızcca Katolikliğin değil, tüm Hıristiyanlığın temel ilkelerini hedef allyordu. Münzer, Hıristiyanlık adı altında, kimi zaman tanrıtanımazlığadek yaklaşan tümtanrıcı (pantheiste) görüşler öne sürüyordu. Kutsal Kitap'la usun birbirine karşıt gösterilmesinin yanlış olduğunu savunuyor, Kutsal-Ruh'u usun ta kendisi olarak tanımlıyordu. İnanç, insanoğlunda cisimleşen ustan başka bir şey değildi ona göre. (..) İşte bunedenle cenneti öbür dünyada değil, içinde yaşadığımız gerçek dünyada aramak gerekiyordu. İnanç sahibi kişilerin başlıca görevi, gönüllerine doğan Tanrı çağrısına uyup cenneti yeryüzünde gerçekleştirmekolmalıydı. Öbür dünyada ne cennet vardı, ne de cehennem. Şeytansainsanların içindeki kötülüklerden, onların doymak bilmez isteklerinden başka bir şey değildi. (..) Münzer'in politik öğretisi bu devrimci din anlayışına tıpatıp uyuyordu. Tanrıbilimsel görüşleri gibi, içinde oluştuğutoplumsal koşulları aşan politik öğretisi de yaşadığı çağın çok ilersindeydi. Din felsefesi nasıl tanritanımazlığa dek varıyorsa, öngördüğü politik program da komünizme yaklaşıyordu. (...) Münzer'e göre cennether türlü özel mülkiyet ve sinif ayrımının ortadan kalktığı, toplum üyelerine yabancılaşmış özerk devlet iktidarının bulunmadığı bir toplumdanbaşka bir şey değildi. Devrime katılmayan her türlü yetkenin varlığınason verilmeli, mallar ortak kullanılmalı, herkes emeğini ortaya koymalı ve toplumda tam bir eşitlik sağlanmalıydı. (...)" Bu görüşlerin, Şeyh Bedreddin'in felsefesine ne denli yakın olduğu şaşırtıcıdır.Münzer gibi Bedreddin de öbür dünyaya inanmaz, cennet ve cehennemi yeryüzünde arar, cenneti iyilik, cehennemiyse kötülük olarak nitelendirir.
"İyilik " anlayışımız da değişiyordu bu topraklarda!
...bu odada Bisam yatıyordu, 8 yaşındaydı. Şucaiyyedeki bombardımanda annesini, babasını, kardeşlerini ve tüm akrabalarını kaybetmişti. Saldırıdan sağ kurtulan Bisam artık hayatını yalnız başına sürdürmek zorunda olan bir kız çocuğuydu. Henüz bunu bilmiyordu. Sağ gözü, alnı ve çenesi sargılı; sol gözü ve dudakları şişlik içinde, sağ yanağı tamamen morarmış, kolundaki serum hortumuyla kendinden gençmiş vaziyette yatıyordu. Bisam'ın durumu Şifa Hastanesi'nde çektiğimiz fotoğraflar arasında neredeyse en iç açıcı olanıydı. Yaralanmıştı fakat gözleri yerindeydi. Başı, kolları, elleri, ayakları yerindeydi. Gövdesi bacaklarından kopmuş, parmakları birbirinden ayrılmış, her parçası yanmış ve birleştirilemeyecek hale gelmiş onlarca ceset gördük. Karnındaki bebekleriyle paramparça olmuş hamile kadınlar gördük. Bisam iyiydi. Nasıl iyilikse... "iyilik " anlayışımız da değişiyordu bu topraklarda...
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
;