1000Kitap Logosu
Resim
172 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Otomatik Portakal
SPOİLER İÇERİR ! Kitabın konusu kısaca her yerde şiddetin, tecavüzün olduğu, kişi can ve mal güvenliğinin olmadığı suç dolu bir distopya. Sokaklara çıkmaktan korkan insanların yanında sokaklara çıkan insanlara binbir türlü eziyet eden gençler var. Kitabın farklı bir dili var. Bazı insanlar bundan rahatsız olmuş olsa da ben olmadım. Kitaptaki olaylar Alex ağzından anlatılıyor. Alex yaptığı kötülükleri kendine özgü bir dille anlatıyor. Şiddetin, tecavüzün, hırsızlığın binbir çeşidiyle insanlara zulmeden daha henüz 15 yaşında olan Alex bir çete lideri. Kitabın ilk bölümü Alex ve çetesinin(Bu çete kendi aralarında dahi otorite kavgası yaşayıp sonunda birbirlerine düşman oldular.) yaptığı korkunç olayları anlatıyor. İkinci bölümde ise Alex'in hapse atılması ve orada devletin, suçluları ıslah etmek amacıyla oluşturduğu deneysel bir tedaviye katılması anlatılıyor. Son olarak üçüncü bölümde, tedaviden sonra yeniden topluma salınması ve başına gelenler anlatılıyor. Kitap kafamda bir soru işareti uyandırdı: Suçluların ıslahında bilimsel deneylerin kullanılması ve bu deneyin sonucunda insanın iyiliği seçmek zorunda kalması doğru mu? Olması gereken bu muydu? Alex, gençliğin verdiği o bitmek tükenmek bilmez enerjisiyle yaşlıları gasp ediyor, kadınlara/kızlara tecavüz ediyor, hırsızlık yapıyor ve hatta sebepli sebepsiz insanları dövüyor. En sonunda ise bir insanın ölümüne sebep oluyor. İşin garip yanı Alex, bunlardan suçluluk duymuyor ve pişmanlık hissetmiyordu. Bunlar Alex'e zevk veren birtakım şeylerdi. Yatağına uzanıp müzik dinlerken kurduğu hayaller dahi şiddet doluydu. Hayallerinde bile şiddete yer olan, bundan zevk alan bir insanı hapse atmak, ona fiziksel şiddet uygulamak ya da klasik ıslah yollarını denemek sizce işe yarar mı ? ''Ben yaptıklarımdan zevk, mutluluk duyduğum için kötüyüm o kadar.'' Kitabı okumamın üstünden zaman geçmiş olmasına rağmen hala bunları düşünüyorum. Kitapta insanın hür iradesi olması gerektiğinden, zoraki iyiliktense seçilmiş bir kötülüğün yeğ olduğundan bahsedilmiş. ''İyilik kişinin içinden gelir. Kişi iyiliği seçebilmelidir.'' Her insanın içinde iyilik ve kötülük vardı. Hiçbir insan saf iyi veyahutta saf kötü değildir. Yeri ve zamanına göre zaman zaman kötü zaman zaman ise iyi davranışlarda bulunuyoruz. Alex, tedaviden sonra iyiliği seçmeye mecburdu. Kötülük onu hasta ediyordu. Kendini bile savunamıyordu. Aşağılanmaya katlanmak zorunda kalıyordu. ''Seni bir makine biçimine sokmuşlar. Seçme hakkını elinden almışlar. Toplumun kabullendiği davranış türlerine boyun eğmek zorundasın. Seçme hakkına sahip olmayan kişi, kişiliğini yitirmiş demektir.'' Klasik ıslah yöntemlerinin Alex gibi bir insanda başarılı olamayacağı aşikardı. Fakat böyle ıslah edilemeyecek diye elinden seçim hakkını almak, kötüyü düşündüğünde onu acılar içinde kıvrandırmak mı doğrusu ? Bilemiyorum. İnsanın bir hür iradesi vardır. Fakat bu belli sınırlar içerisinde kullanılmalıdır. Alex kötülük yaptı, sabahlara kadar sokaklarda insanların canını yaktı. Karşısındaki insanın suçu neydi bu durumda ? Alex gibiler var diye sokağa mı çıkmayacaktı, kitap mı okumayacaktı ya da suçu kadın olması mıydı? Uygulanması gereken yöntemin bu bilimsel deney olduğunu düşünmüyorum. Bambaşka bir yol bulunmalıydı. Hür iradesini elinden almadan, ona iyiliği aşılamaları gerekirdi. İnsan, hür iradeye sahip olduğu için insan. Yoksa hayvandan ne farkı kalır ? '' Tanrı biz kullarından ne istiyor ? Tanrının istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi ? Kötülüğü seçen biri gerçekten iyiliğe zorlanan birinden daha mı geçerli Tanrı'nın gözünde ? '' İyi okumalar :)
Otomatik Portakal
7.7/10 · 68,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
400 syf.
·
1/10 puan
Berbat,berbat,berbat! Emek verilen yapıta bu denir mi bilmiyorum ama kitap gerçekten berbat. Adam küçük kızları ve kadınları koruyor güyaa ama kendisi bir kadına tecavüz edip onu takip ediyor kendisiyle birlikte olmak için kadını zorluyor. Kadın ise zaten tam bir fiyasko aptal mıdır nedir peşinde adam olduğunu biliyor ama kaçmak yerine onu daha çok tahrik ediyor falan. Zaten koskocaman bir saçmalık bu kitapta hayaletler ne geziyor? Adam hem pislik hem sapık hem iyilik meleği... Saçmalıklar silsilesi yani. Kesinlikle almayın. Okuduğuma çok pişmanım. Neden yarım bırakmadın diyenleriniz için benim aptal bir takıntım var kitap yarım bırakamıyorum... Kesinlikle okuma zahmetine girmeyi bırakın kitabın ismini bile okumayın. 52 lirama çok üzülüyorum...
Okuyacaklarıma Ekle
168 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
"Balık olacağım ben duyuyor musun dede, balık olacağım ve yüzüp gideceğim buralardan..." Dediğimiz anlar olmadı mı bizim de..Bu kitapta bir çocuğun kötülüğe karşı direnişini görüyoruz kabul edemediği bu kötülüğe karşı dedesinin gösteremediği direnişi çocuğun(ların) o temiz kalbiyle hislerinin arkasında kaya gibi duruşunu görüyoruz. Cengiz Aytmatov bir çocuğun o temiz kalbini nasıl güzel göstermiş ve tasvir etmiş okurken küçük gülümsemelerle sordum kendime evet dedim tam bir çocuğun düşünceleri bunlar.Zaman zaman üzüldüm( hatta çoğu zaman ) ama çok beğenerek okudum iyilik ve pasif iyiliği,kendini savunabilmenin,kendini sevmenin, inancını koruyabilmenin ne kadar önemli olduğunu kavrıyoruz teşekkürler Cengiz Aytmatov bu güzel eseri bize bıraktığın için..
Beyaz Gemi
8.3/10 · 53bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
96 syf.
·
8/10 puan
Bu kitapta Tolstoy din,yaratıcı, anlam arayışı, dünya görüşü gibi konularda itirafları yer alıyor bu konulardan bahsederken de hayat hikayesini de anlatıyor yaşadığı duygusal travmalar dininde gördüğü mantıksızlıklar onu dinden uzaklaştırsa da yaratıcıdan uzaklamaşamadığını anlatıyor çünkü spekülatif bilimin türlerin kökeni, küçük atomların şekillerine dair cevaplarını kabul etse bile yaşamın bizlerin tesadüfen oluşturmuş olduğu canlılar olduğuna inanamıyor özellikle de hayatın amacını ve neden varlık diye bir şeyin olduğunu açıklamada yararlı bir argüman sunmadığını dile getiriyor (sayfa 33) bu yüzden Tanrı'ya inanmayı en mantıklı sonuç olarak görüyor. Kitapta en beğendiğim yerlerden olan Tolstoy'un dünya görüşü şöyledir; Tolstoy'a göre dünya hayatı ejderhanın ağzına düşecek bir insanın 2 dala tutunmasına benzetiliyor ejderhayı ölüm olarak dallardan birini de kariyer diğerini de sevdikleri ve arkadaşları olarak görüyor dallar siyah ve beyaz fare tarafından kemiriliyor yani geçen zaman iyilik ve kötülükler o tutunulan dalları kemiriyor zaman iyi veya kötü geçiyor, insan sonunda dalın kopacağını bilse de dalın üzerindeki balı yalıyordu bal da zevkler yani cinsellik vs düşünebilirsiniz ama zaman geçtikce bal da tadını kaybediyordu bu da yaş ilerledikçe zevklerin zevkli olmamasına benzetiliyor. (Sayfa 22) Tolstoy hayatı güzel bir metaforla açıklamaya çalışmış seçtiği yol bulduğu anlam ne olursa olsun o varlığının sebebini araştırmaya çalışıyordu fakat bugün çoğu insan bunu düşünmeyi bırak hatırlatana komik bir gözle bakıyorlar çünkü Tolstoy'un dediği gibi dallar ve dalın üzerindeki bal onları o kadar uyuşturmuş ki kimse yolun sonunda kendisini ejderhanın yani ölümün beklediğini görmüyor. İnsanlar yaratıcı veya dini inancını belirlerken öncelikle kişisel çıkarlarını gözetiyor çoğu insan gerçeği bulmak istemiyor buradaki önemli soru sen ne istiyorsun? Hayatını cinsellik, kariyer, eğlence odaklı mı yaşayacaksın? Yoksa Tolstoy gibi hayatı gerçek anlamda sorgulayıp gerçeği bulmaya mı çalışacaksın? Unutmayalım ki gerçek bizim hoşumuza gitse de gitmese de gerçektir onu görmezden gelerek gerçeği yok edemeyiz yolun sonunda eninde sonunda o bizi bekliyor olacak...
İtiraflarım
8.4/10 · 16,4bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
172 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
İlk incelemem :) Dikkat spoiler var
Kitapta bahsedilen büyük çerçeve hakkında değil, (cennet, cehennem, Tanrının aslında istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi?) başka bir konuya değinmek istiyorum. “Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişililiğini yitirmiş demektir” demiş yazarımız. Hapishane yasaları çiğneyenlerin yeriydi ve oradaki insanlar özgürlükleri ellerinden alınarak cezalandırılıyor. Bunun insanları değiştirmediğini, kötünün kötü olarak kaldığını gören hükümet, kitapta yeni bir yönteme baş vurar ve istese de, istemese de kötüyü iyi olmaya zorlar. İyi bir insan olarak, burda bir başkasına zarar veremeyecek, karşısına çıkan olsa bile karşılık veremeyecek birini kastetiyor. Aynı
1984
kitabının sonunda Winston'ın başına gelenleri hatırlatan bu kitapta, bu sayede kahramanımız vurmak, dövmek gibi şeyler düşünür düşünmez midesi bulanıyor ve buna dayanamayarak iyi şeyler düşünmek zorunda kalıyor. Sadece 15 gün süren ve ana karakterimize başta oldukça kolay görünen bu yolculuk, buradan ayrılır ayrılmaz güzel bulduğu önceki hayatına yeniden kavuşmasından emin olsa da, o 15 gün sonra oradan başka birisi olarak çıkar. Artık seçme hakkı yoktu, bu her şeyini kaybetmişti anlamına geliyordu. Kısacası, ölüden beterdi. Ben kitabı beğendim, keyifli okumalar dilerim!
Otomatik Portakal
7.7/10 · 68,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
973
9,7bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.