İbrahim Yiğit YILMAZ

İbrahim Yiğit YILMAZ
Atatürk “Milletin tarihini okumamış veya milli duygudan yoksun kalmış bazı şahıslar, yabancıların aleyhimizde dile getirdikleri ithamları reddetmedikten başka, vatanlarını kabahatli görmekten çekinmezler."
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ahmet İzzet Paşa'ya Harbiye Nazırlığını kendisine vermesi için telgraf çekmişse de, sadrazam bu girişimi makam hırsına yormuş, kendisine yer vermemişti. Atatürk bu konudaki düşüncelerini şöyle açıklamıştı: ​Orada ülkeye yapılacak hizmeti en büyük yetkiyle ancak ben yapabilirdim. Eğer ben o hükümette olsaydım, işi daha İstanbul'un eşiğindeyken hallederdim. Elbette karaya İtilaf askeri çıkartmamak için kesin önlemler alırdım. Ne olacaksa, orada olurdu. Eğer ben o hükümette olsaydım, hükümet padişahın keyif ve iradesiyle def olup gitmezdi. Gerekirse tahtını padişahın başına geçirirdim. Fakat hükümet yerinde kalırdı, budalalar! Bu kadar kritik bir zamanda hiçbir milletin talihi şunun keyfine, bunun zaafına oyuncak olabilir miydi? Hiç bırakır mıydım ki, o işler öyle olsun?
Avrupa'da Türk imajı
XVI. yüzyılda Avrupa'daki Türk imajı Papalığın biçimlendirdiği bir halde Batı toplumlarına servis edildi. Kilisenin manipulatif çalışmalarından en etkin olanları Türk tehdidine karşı çalınan çanlar (Türk çanları), Türklere karşı okunan vaazlar (Türk vaazları) ve Türklere karşı edilen dualardı (Türk duaları). İlk kez 29 Haziran 1456 tarihinde Papa III. Calixt tarafından çalınan Türk çanlarının amacı Mora'nın Türklerin eline geçmesini ve Avusturya'nın Türkler tarafından tehdit edilmesini hatırlatmaya yönelikti. Bunun için Papa tüm kiliselerde öğle saatlerinde Türk çanlarının birkaç kez çalınmasını talep etmişti. Gerek Protestan gerekse Katolik kilisesi düzenli olarak her gün Türk çanlarını çalarak Türk tehdidinin unutulmamasını sağlıyordu. Örneğin Prag'daki başpiskopos, Türklerin Hristiyanlar karşısında acı veren zaferlerini anımsatmak için her Cuma saat dokuzda kentin kilise çanlarının çalınmasını emretmişti.
Sayfa 108·Kitabı okudu
Türk-Yunan Mübadelesi
Mübadele her iki ülkenin de işine geldiğinden, kolaylıkla uzlaşmaya varıldı. Diğer tüm alanlarda sıkışan Lozan Konferansı sırasında, 30 Ocak 1923 tarihinde yapılan "Türk ve Yunan Nüfuslarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme'ye göre, Yunanistan'daki Müslüman nüfus ile Türkiye'deki Ortodoks nüfus zorunlu mübadeleye tabi tutulacaktı. Sadece Batı Trakya'daki Türkler ile İstanbul, Bozcaada ve Gökçeada'daki Rumlar hariç tutulmuşlardı. Her ne kadar milliyetçilik temelli olsa da, antlaşma etnik değil dinî temellere dayanıyordu. Müslümanlarla Ortodoksların mübadelesi söz konusu olduğu için, Ortodoks Gagavuzlar ve Karaman Türkleri Yunanistan'a yollanmıştı, ki bunlar Türkçeden başka bir dil bilmiyorlardı. Gene Yunanistan'dan gelenler arasında Bulgarca, Rumence, Arnavutça ve Yunanca konuşan ama Türkçe bilmeyen Müslüman halklar da vardı. Türk ile Yunan arasındaki farkın etnik değil, dinî temelli algılandığına bir kanıt sayılabilecek bu durum, Osmanlı millet sisteminin gizli bir uzantısı olarak da görülebilir.
Sayfa 256·Kitabı okudu
İtilafların Esirlere Muamelesi
Esirlerimizin sağlık durumu kötüydü. Ingilizlerin Mısır'da hapsettiği 100 bin Osmanlı esiri savaşın bitiminden epey sonra vatana geri gönderildiğinde 15 bin esir kör olarak gelmişti. Mısır'daki kamplara yerleştirilmeden önce bitlerden temizlemek için Osmanlı esirler çıplak olarak büyük fıçılara sokulmuş, zehirli ve tahriş edici olan kresol sıvısı başlarından aşağı dökülmüş ve başları ıslanana kadar suya girmeleri istenmişti. Yumuşak dokuya zarar veren bu antiseptik sıvının esirlerin gözlerini kör ettiği ileri sürülmüştür. Her ne kadar bazı araştırmacılar körlüğün trahom ya da kötü ve yetersiz beslenme sonucu geliştiğini ileri sürse de, Ingilizlerin Osmanlı esirlerinin sağlığını göz ardı ettiği bir gerçektir. Avrupalı esirler iyi beslenirken, binlerce Osmanlı esiri vitamin eksikliği sonucunda pellagra hastalığından ölmüştü. Hayatta kalanlar da yaşayan iskeletler gibiydi ve birçoğu da gece körü olmuştu. Aynı kamplarda kalan Avrupalı esirler ise Türk esirler gibi hastalanmamıştı. Esir kampındaki Osmanlı doktorları bu duruma itiraz etseler de sonuç alınamadı. İngilizler kasıtlı olarak Osmanlı esirlerine kötü muamele etmişti.
Sayfa 707·Kitabı okudu
Alıntı