Yaşadığımız hayat, istediklerimizi yaşayabildiğimiz bir hayat olmayabilir. Fakat okuduğumuz kitaplarla ve mükemmel hayal gücümüzle sayısız hayat yaşamak bizim elimizde…
Cheers to the marvelous worlds of the books
“Oysa asıl önemli olan insanoğlunun hâllerini tanımaktı; en iyi ve en kötü arasında o hızlı geliş gidişlerini neden yaptığını anlayabilmek, egosunu yüceltmek için ne kadar vahşileşebileceğini görmek, beğenilme duygusunu tatmin ederken büründüğü zavallı hâlini tanımak ve iktidarın orgazmını yaşamak için yapabileceklerinin sınırsızlığını bilmek, biyolojik yapılarından çok daha önemliydi. Ancak o vakit ortak bir dil oluşuyor, birbirini tanımayan yabancılar olarak kalmaktan kurtuluyorduk.”
Filmini seneler önce izlemiştim. Beni oldukça derinden etkileyen bir yapımdı. Kitabını da okumalıyım muhakkak diye düşündüm ve iyi ki de öyle yapmışım. Kitabın arka kapağında da yazdığı gibi “Bu kitabı okumaya başladığınızda, Bruno adında dokuz yaşındaki bir çocukla yolculuğa çıkacaksınız (ama bu kitap dokuz yaşındakiler için değil) ve er geç Bruno ile beraber bir tel örgüye varacaksınız. Böyle tel örgüler dünyanın dört bir yanında var. Umarız asla rastlamak zorunda kalmazsınız.” İnsanlar tel örgüleri neden oluşturur? Küçükken böyle şeylere anlam veremezken? Büyüdükçe neden biz ve diğerleri diye düşünmek zorunda kalırız? Bruno’nun yaşadığı yeri annesi asla çocuklara uygun bir yer değil diye tanımlarken, binlerce çocuk neden orada olmak zorunda kalmıştır, hem de çok daha zorlu koşullar altında? Bunları uzun uzun sorguluyor insan.
Yazarın kitabı bitiriş cümleleri ise ayrı bir vurucu etkide: “Bu, Bruno ile ailesinin hikayesinin sonu. Elbette tüm bunlar çok uzun zaman önce oldu ve böyle bir şey bir daha asla olamaz. Bu zamanda ve bu çağda tabii ki...” Yazarın bu düşüncesinde bir nebze de haklı olmasını öyle çok isterdim ki... Ama ben bu kitabı yorumlarken bile şu anda dünyanın farklı yerlerinde birçok çocuk benzer acıları yaşamaya devam ediyor ne yazık ki...