İzzet Eroğlu

İzzet Eroğlu
@izzeteroglu
6/10
·375 syf.··
2020 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2020 22:02
Kitabın yazarı Ahmet Abu El-Feth, el-Mısr gazetesinin başyazarı ve Nasır ile yakın dostluğu ve irtibatı olan bir şahsiyettir. Abu El-Feth hukukçu olup demokratik idealleri ve parlamenter yönetimi benimsemiştir. Kral Faruk’un baskı politikası ve kötü yönetimine karşı olmakla birlikte başlangıçta darbeye girişimine destek vermemekle birlikte Kral Faruk tarafından darbe hazırlığında olan Hür Subaylar Grubu’nun ortadan kaldırılması haberini alınca bunu Nasır’a ileterek askerî darbenin gerçekleştirilmesinde ve sonraki faaliyetlerinde etkili olmuştur. Ancak darbe sonrası ilan edilen ülkenin demokratik düzene geçirilmesi, serbest seçimler yapılması ve temel hak ve özgürlüklerin temin edilmesini vaatlerinin havada kaldığını anlayınca Nasır aleyhine dönmüştür. Ancak Mısır’da iktidarını güçlendiren Nasır aleyhinde olup da Mısır’da kalmak mümkün olmadığından Mısır’ı terk etmek zorunda kalmıştır. Eser akademik bir eser değildir. Daha çok bir gazetecinin anıları niteliğindedir. Ancak söz konusu gazetecinin Nasır’la istediği zaman görüşebilen biri olması Nasır’ın diktatörlüğe nasıl gittiğinin görülmesi bakımından önem arz etmektedir. Eserin dili sade ve akıcıdır. Darbe sonrası yaşananlar diğer ülkelerdekilerle benzerlik arz etmektedir: Tasfiye komisyonları, hafiyecilik, tabasbusun yerleşmesi (“Tavuklar, Başkan Necib’i görünce adeta neşeleniyorlardı.” s. 84), kanunsuz suç ve ceza olmaz ve doğal hâkim ilkelerinin ihlal edilmesi, şenlik ve eğlencelerle halkın uyutulması (“Mısır tarihinde ilk defa Ordunun bir şubesi tiyatrolar ve göbek oyunları tertibi işiyle meşgul oluyordu.” s. 98), suni gündem oluşturma (“Kümes Hayvanları Hastası” s. 100) vb. Yazarın darbeyi desteklemesine rağmen bundan bin pişman olması fayda sağlamaz. Yazar bu pişmanlığını şu şekilde ifade etmektedir: “…Burada şunu
Mısır İhtilalinin İç Yüzü ve NasırAhmet Abu El-Feth · Rek-Tur Kitap Servisi · 19654 okunma
Reklam

İzzet Eroğlu

, bir kitap okudu
6/10
·375 syf.··
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2020 22:02
·
2020 7. kitabı
8/10
·450 syf.··
2020 2. kitabı
·
123 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2020 14:43
Rıza Tevfik’in ömrünün sonlarında yazdığı ve kısmen şahsi savunması niteliğinde olan ve olayların farklı açıdan nasıl görüldüğünü gösteren kıymetli bir eser. Eserde; Sevr’e giden süreç ve Feylesof’un ülkeden ayrılmak zorunda kalması, II. Abdülhamit ile İttihat ve Terakki dönemleri, gazeteci Ali Kemal’in kaçırılması ve Mekke’ye yapılan ziyaretin ele alındığı başlıca dört bölüm yer almaktadır. 150’likler listesinde olması nedeniyle yasak kalkana kadar Ürdün ve Lübnan’da yaşayan Feylesof nevi şahsına münhasır bir şahsiyet. Faruk Erem’in dediği gibi “Suçluyu kazıyın, altından insan çıkar.” Bu sebeple geçiş dönemlerinde farklı kesimleri bütünsel olarak itham etmemek gerekir. Kaldı ki Feylesof olaylara farklı açılardan bakabilen vizyonu geniş ve yaratıcı düşüncelere sahip biri. Tarih üzerindeki önyargı perdesini kaldırmak için, yazılanların öznel olduğunun bilincinde olarak, meselelere daha dengeli bakabilmek için bu tür otobiyografiler son derece faydalı. İnsan bir daha görüyor ki geçiş dönemlerinde isabetli karar verebilmek herkes için mümkün olamamaktadır. Geçiş sürecini anlamada empati yönetimi kullanılabilir. Batı ülkelerinde tarihî şahsiyetlerin eserlerinin yayınlanmasında eserin başına eskilerin deyimiyle takriz denilen tüm boyutlarıyla ele alan konuya hâkim birim tarafından aydınlatıcı bir yazı kaleme alınır. Esasen bu eserde de bu anlamda yazılar olmakla birlikte bunların yeterliliği konusunda fevkalade tereddütlerim bulunmaktadır. Rıza Tevfik’in çeşitli açılardan nesnel olarak ele alan bir yazı hatıratın anlaşılmasında son derece faydalı olurdu. Maalesef bu tür eserleri yayına hazırlayanlar ve yayın evlerinin musahhihleri imla kuralları konusunda son derece duyarsız. Bu eserde de son derece temel yazım yanlışları vardır.
Biraz Da Ben KonuşayımRıza Tevfik Bölükbaşı · İletişim Yayınları · 201312 okunma
9/10
·391 syf.··
2020 5. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2020 14:33
Almanya’nın Friedberg adlı küçük bir kasabasında doğan Hirsch’in ilk çocukluğundan başlayarak Hitler Almanya’sından ayrılmak zorunda kalması neticesinde Türkiye’ye gelmesi, İstanbul ve Ankara üniversitelerinin hukuk fakültelerinde geçen yirmi yıllık hayatı ve 1953’te Almanya’ya dönmesine kadar döneme ilişkin anıları farklı yönleriyle akademik bir titizlikle kaleme alınmıştır. Almanya’daki eğitim ve özellikle de hukuk eğitimin niteliği ile mesleğe giriş aşamaları canlı bir şekilde betimlenmiştir. Güvenceli ve azledilemez hâkimlik mesleğine sahip Hirsch’in Hitler Almanya’sında kendisini bir anda “muhriç” olarak bulmasıyla başlayan Türkiye hayatı, özellikle akademik camia ve hukuk eğitiminin durumu açısından 1933-1953 dönemine ait ilk elden önemli bilgiler içermektedir. İlmi tecessüs duygusu ve çalışmaları fevkalade olan Hirsch’in anılarını içeren bu eseri, özellikle Ankara ve İstanbul hukuk öğrenci ve mezunları olmak üzere hukukçu ve yakın tarihe ilgi duyanların okuması tavsiye olunur. Hirsch Türkiye tarihi bakımından son derece temel hak ve hürriyetlerin kısıtlandığı bir dönemde Türkiye’de yaşamasına rağmen bir hukukçu olarak temel hak ve hürriyetlerin ihlallerine hiç değinmemesi şaşırtıcıdır. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı’daki Türkiye’nin ikircikli tutumu ve savaşın sonuna kadar Almanya ile ilişkileri sürmesi konusunda hiçbir şey söylememesi de kendisinin savaşın bir mağduru olması bakımından son derece manidardır. Eserin tercümesi son derece akıcı ve anlaşılır olup mütercimi tebrik etmek gerekir. Almanca gibi zor bir dilden hukuk metnin anlaşılır ve öz Türkçe terimleri kullanma takıntısına takılmadan eserin son derece nezih bir şekilde tercümesi gerçekten övgüyü hak etmektedir. Eserde az sayıda olan yazım yanlışlarının bir sonraki baskıda düzeltilmesi gerekir. Bu
AnılarımErnst E. Hirsch · Tübitak Yayınları · 200099 okunma