Bu kitap uzun süredir okumak istediklerim listesindeydi. Sıra çok geç geldi ona . Şimdi değilde sanırım on yıl önce okumuş mu alaydım, beni etkilerdi diye düşünüyorum.
Kitap ile ilgili daha önce okumuş arkadaşlarımdan bir ön bilgim vardı . Sovyet Rusya dönemde yasakladığı ve ölen arkadaşının cenazesine giden bir adamın yol boyunca düşündükleri ile ilgiliydi . Kitabın ismi de burdan geliyordu.
Kitabı elime almadan önce kendi ölümümü düşündüm. Sanki ben ölmüşüm ve cenazeme katılıyorum da aklıma neler gelirdi düşündüm . Bir günüm bir asra nasıl bedel olurdu . Otuz yıllık ömrüm geldi gözümün önüne , hepsini hatırlamaya çalıştım . İlk kalp ağrısından, annem - kız kardeşimi kaybetmeme, ilk okumayı söktüğüm kelimeye ( ilk okuduğum kelime petrol ofisi idi :) ) , acılarıma, pişmanlıklarıma , kendime kızdıklarına , başarılarına , başarısızlıklarıma, hayalkırıklıklarıma, kırdıklarıma vs vs . Bu yönüyle çok iyi geldi bu kitap bana , bu değerlendirmeyi kendime yaptığım için.
Kitaptan beklentim , psikolojik yönü ağırlıklı olmasaydı . Ölüm karşısındaki hüznü tasvir edeceğini düşündüm . Okudukça öyle olmadığını anladım, aslında Yedigey’ in sadece hayatını anlatıyordu . Bu yönüyle ilk eksi notumu burdan aldı.
İkinci eksi notum ise Sovyet Rusya’ yı eleştirdiği için yasaklanmış olduğu için bende merak uyandırmasıydı . Açıkçası çok suya sabuna dokumamış yazar , Sovyet Rusya’ya ait öyle derin eleştiri görmedim .
Üçüncü ve en büyük eksisi yazarın tasvir , kelime haznesi, hayal gücü , olaylar arasında bağlantı kurması, dağınık tarzı, basit anlatım tarzıydı . Bu sebeple kitabı bitirene kadar süründüm . Mideme kramplar girdi bitirene kadar . Sovyet Rusya ile binlerce eleştiri yapılabilir . Pratikleri ile faşizm ile eş değer görülebilir . Ancak kelimesini kullanmak