O zaman cesaretlerinin, iradelerinin ve sabırlarının
yıkımı öyle ani oluyordu ki kendilerini bu çukurdan asla çıkamayacakmış gibi hissediyorlardı. Bunun sonucu olarak , özgür kalacakları süreyi hiç düşünmemek,geleceğe hiç yönelmemek ve bir bakıma, gözlerini yerden başka yöne çevirmemek zorunda kalıyorlardı. Ancak doğal olarak bu acıyı kandırma ve mücadeleye girmemek için kendini çekme yöntemi, bu sakinimin ödülü beklendiği gibi çıkmıyordu. Ne pahasına olursa olsun , hiç istemedikleri bu yıkımdan kaçtıkça, gelecek
birlikteliklerin görüntüleri içinde vebayı unutabildikleri ve sonuçta oldukça sık yaşanan şu anlardan kendilerini esirgiyorlardı. Bu uçurumların ve bu tepelerin tam ortasına düşmüş, yaşamaktan çok, yönü belli olmayan günlere ve kuru anılara kendilerini bırakmış, acılarının toprağında kök salmayı kabul etmedikçe gücünü toplayamayacak serseri gölgeler gibi akıp gidiyorlardı...
Dünyada savaşlar kadar vebalar da meydana gelmiştir. Vebalar da, savaşlar da insanı hazırlıksız yakalar. Kentliler kadar, Doktor Rieux de hazırlıksızdı; böylece onun kararsızlıklarını anlamalıyız .Onun endişe ve güven arasında sıkışıp kalmasını da böylece anlamalıyız. Bir savaş patladığında insanlar : "Uzun sürmez bu, çok aptalca!" derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onunuzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir,
insan hep kendisini düşünmese bunun farkına
varabilirdi. Bu açıdan burada oturanlar da herkes
gibiydi, kendilerini düşünüyorlardı; bir başka deyişle
hümanisttiler; felaketlere inanmıyorlardı. Felaket insana yakışmaz , onun için felaket gerçekdışıdır, geçip gidecek kötü bir rüyadır, denir. Ancak her zaman da geçip gitmez , kötü rüyalar arasında insanlar geçip gider ve önlemlerini almadığından başta hümanistler gider.
Yurttaşlarımız da başkalarından daha az ya da çok
suçlu değildi; alçakgönüllü olmayı unutuyorlardı, hepsi bu ve kendileri için hâlâ her şeyin olanaklı olduğuna inanıyorlardı ; bu durum da felaketlerin olanaksızlığını varsayıyordu . İşlerini yapmayı sürdürüyorlardı, yolculuklar ayarlıyorlardı ve düşünceleri vardı. Geleceği, yolculukları ve tartışmaları ortadan kaldıran bir vebayı nasıl düşüneceklerdi ki? Kendilerini özgür sanıyorlardı,oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacaktır..
oraklarıma ölü kuşlar takılıyor kaç zaman böyle sussam, ellerimi tutamam; ölür sinemasız bir akşamda babam düşer kökü meyve veren ağaçtan ruhum. kalbim! ah kalbim! ey beytül lahim! durmadan kulaklarımda çıngırak sesleri
(başım omuzlarımdayken sayıkladığıma bakmayın artık gözlerimi bir ceylan dirisiyle örtebilirim..
lale ve hançer kesiyor yatağımın altındaki kum nehirlerini ey kalbimi acıtan su, bir daha ram!
kibrimin ehlileştiği meydan bölündü sokaklara avlularda kendine ayna tutan kuyuya çöl desem ürkecek dizlerimin avuttuğu an- ne'den geceler
sızan dudaklarımdan her kavim için bana göç susmak istemedim ey su! içimde ayaklanıyor bir daha fetret!