Günlerimizi böyle kâh bunalıp kâh kafamız atarak geçirirken, içimizden geri dönüşü olmayan yollara sapıp tüm hayatı harabeye dönenler, hatta canına kıyanlar bile çıkabiliyor. Olan olduktan sonra ahali, "Tüh, az daha yaşasaydı, anlayacaktı, biraz daha büyüseydi her şey doğal akışına girerdi," diye istedikleri kadar pişman olsunlar faydası yok. Kendilerini bizim yerimize koysalar, tüm o acıları çekerken dayanabildiğimiz yere kadar dayanıp, belki biri faydalı bir şey söyler diye dikkat kesildiğimizde, karşılığın da hep aynı yavan tavsiyelerin, teskin edici sözlerin tekrarlandığını, nasıl utanç içinde yüzüstü bırakıldığımızı görecekler.
Geriye sadece annemle ben kaldık. Eminim annem de sürekli üzülüyordur. Geçenlerde, “Artık yaşama hevesimi kaybettim. İnan sana baktığımda bile o his yok artık. Ne olur beni affet. Baban olmadıkça varsın mutluluk da gelmesin,” dedi.
O gün, G.P. bana, dürüst yoksullar parasız sonradan görmelerdir, demişti. Yoksulluk onları iyi niteliklere sahip olmaya ve para dışındaki şeylerle gurur duymaya zorlar. Ama servete konarlarsa, parayı ne yapacaklarını bilemezler. Bütün eski erdemleri unuturlar, zaten onlar da gerçek erdemler değildir ya, neyse.