Belki de böyle karar vermişlerdi. Kimin öleceğine... Ya da Dordor Harmin’e Aruz’la yaptığı konuşmadan hiç söz etmemiş ve bütün kısa çöpleri kendine saklamıştı... Sonra da şöyle devam etti:
“Diyor ya Âşık Veysel, ‘iki kapılı bir han’ diye? Ondan cereyan yapıyor bu hayat! Onun için üşüyorum hep. Gideyim de kapatayım birini!”
Her günü ilk kez yaşıyormuş gibi hissedecek kadar unutmak gerekiyormuş... Ve de bağırmak: “Hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım!” Ve de susmak: Nerede diriliş yok, ben orada olacağım...
Ama endişe, tedirginlik, korku (acaba mı?) ne yapmak gerektiğini bilememek, birini bulup (kimi?) konuşamamak, güvensizlikten gelen, panik gibi bir duygu; durup bakmamı, bakıp güzel, heyecanlandırıcı, zamanı mekanı belli olmayan, ama baktıkça sevince benzeyen heyecanlar getiren düşünceler üretmemi engelliyor.