son akşam yemeği... son! isa, hayatının son yemeğini o sofrada yediği için değil. o sofrada ana yemek isa olduğu için son. hatta ilk ve son! isa'nın ilk ve son lokması da o akşam çiğnenip yutulduğu için. geriye tek bir isa bile kalmasın ve buna dayanamayan tanrı kendini göstersin, diye... ama yemek boyunca tanrı ne görüldü ne de duyuldu. karınları tok ama ruhları aç , 12 havari, önlerindeki kemikleri taslara koyup köpeklerin merhametine bıraktılar ama yine de tanrı ortaya çıkmadı. tam da, altın yumurtlayan tavuğu boşuna kestiklerini düşündükleri o anda bir ses duydular. ve tanrı konuştu:
"insan var mı?"
havariler o kadar heyecanlandı ki önce birbirlerine bakıp sonra da hep bir ağızdan , "evet!" diye bağırdılar.
"peki, insana inanan var mı?"
ne diyeceklerini bilemediler ve gözleri, isa'nın kemiklerini eze eze yiyen hayvanlara kaydı.
"köpekler!" diye haykırdılar.
bunun üzerine bir sessizlik oldu ve tanrı yeniden konuştu:
"madem insana inanan sadece köpekler kaldı... o zaman, aralarından kuduz olup aydınlananlar da çıkacaktır."
sözünü bitirdiği anda ağızları dalga dalga köpüren köpekler, koşarak kaçtı ve geriye, sadece, küçük bir tasta, isa'nın kafatasıyla üç kemiği kaldı... bütün bu olanlara ölümüne tanıklık etmiş olan o sofradakiler, gerçeği kimse öğrenmesin diye, "başka bir gerçek anlatacağız!" dediler. sadece yahuda "hayır!" dedi. "böyle bir yalanda benim yerim yok!" ve isa'dan geriye kalan son tası alıp sofrayı terk etti. yahuda, pişmanlık denilen bataklıkta gömüle gömüle ilerlerken, geriye kalan 11 havari de derhal bir hikâye hayal ettiler. bu hikâyede, ne isa'yı yedikleri ne de tanrı'dan duydukları yer bulacaktı. aksine bu hikâyede isa, "bu benim etim, bu benim kanım" gibi son derece davetkâr bir cümle kurmuş olacak, ancak kimse onu yiyip içmeyecekti. en önemlisi