yeterince uzak bir zamana dönüp baktığınızda insanlar sanki hep onlara tahsis edilmiş bir yere ve belirli bir tavra sıkışmış gibidirler. size hep aynı şeyi yapıyorlarmış gibi gelir.
geçmiş tuhaf şey. hep yanınızda taşıyorsunuz. bana öyle geliyor ki on, yirmi yıl önce olmuş şeyleri düşünmeden geçirdiğiniz bir saat bile yoktur; ama yine de çoğu zaman geçmişin, bir tarih kitabındaki bir sürü bilgi gibi, öğrendiğiniz bir olgular kümesinden ibaret kalması dışında bir gerçekliği olmuyor. derken rastgele bir görüntü, ses veya koku ama özellikle de koku sizi bir anda alıp götürüyor ve o zaman da geçmişi hatırlamakla kalmıyor, içine giriyorsunuz.
almanya'da her şeyin başka şeylerden yapıldığı gıda fabrikaları hakkında gazetede bir yazı okuduğumu hatırladım. ersatz diyorlardı buna. balıktan sosisi onların yaptığını hatırladım; tabii kim bilir balığı neyden yapıyorlardı? dişimi modern dünyaya geçirdiğim ve onun gerçek malzemesini fark ettiğim hissine kapıldım. şu aralar tutturduğumuz yol bu. her şey selüloit, lastik, krom kaplı çelik, gece boyu yanan ark lambaları; başınızın üstünde cam çatılar, hepsi aynı müziği çalan radyolar; yeşil yok, her yer beton kaplı; kısır meyve ağaçlarının altında otlanan yapma tosbağalar. ama sadede geldiğinizde ve dişinizi gerçek bir şeye, mesela bir sosise geçirdiğinizde alacağınız bu. lastik bir kılıf içinde boktan bir balık. ağzınızın içinde patlayan leş bombaları.
radyonun gürültüsüyle iç içe olarak çevreye verilen mesaj yemeğin önemli olmadığını, rahatlığın önemli olmadığını demeye getirir; sadece şıklığın, ışıltının ve modern görünüşün önemi vardır. bugünlerde her şey, hitler'in size ayırdığı merminin bile görüntüsü şık ve moderndir.