Sabah görüştüğümüzde bir kez daha bu ülkeyi terk edeceğine yemin ediyor. Mücadeleyi sürdürme lafları ediyorum ben, o ise, "burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu!" diyerek sürekli yineliyor... Hâlâ da öyle değil mi?
Jung psikolojisinde arketip kavramı ilk olarak gerçekleşen bir davranıştan sonra meydana gelen aynı davranışın ilk davranışı örnek alınarak şekillendiği 'orijinal model' anlamında kullanılmaktadır . Jung arketiplerin antropolog Lévy- Bruhl'un primitiv toplumlardaki psikolojik algılama tarzını ifade eden 'kolektif temsiller (representations collectives)' kavramı ile aynı anlamda olduğunu her fırsatta ifade etmektedir.
Kadınların tarihi, baskı altına alınışlarının tarihi olduğu kadar, bu baskılara, dışlanmaya, sadece ev içiyle sınırlandırılmaya direnişin de tarihidir. Yani kadınlar, sadece kurban değil, tarihin yapımına katılan tarihsel öznelerdir. Kadınlar "aile" denen özel alan içine sıkıştırılarak "toplumsal" ın dinamik süreçlerinden uzaklaştırılmış olsalar da, bir araya gelme fırsatı bulabildikleri zaman, ortak yalıtılmışlıklarını bir başkaldırı ve hak arama adaletine dönüştürebilmiştir.
Üniversite kapılarının kadınlara kapalı olduğu dönemlerde, ziyaretçi kadın öğrenciler, erkek öğrencilerden tahta perde ile ayrılmış bir yerde oturmak zorundaydı ve başlarında bir refakatçi bulunuyordu. Bu durum; genç erkeklerin, kadınların varlığı yüzünden akıllarının başlarından gitmesini önleyen koruyucu bir önlem olarak açıklanmıştı. Bu tavır erkeklerin kadınları sadece cinsel bir obje olarak gördüklerini açıklamakla kalmıyor, kadınların araştırmaya, okumaya uygun görülmediğini de vurguluyordu. Henrich von Triesche, 19. yüzyılda kadınların kendi dersine devam etmeleri talebini, bu teşebbüsün erkek öğrencileri inciteceği gerekçesiyle reddetmiş, "Alman üniversiteleri, 100 yıldır erkeklere göre tasarlanmıştır, bunu kimse bozamaz diyebilmiştir."