öncelikle şuraya bir tarih atayım: 2 temmuz 2025.
şu anda henüz kitabı bitirmedim, 222. sayfadayım. ama şunu söyleyebilirim ki, birinci kitaptaki o akıcılığı devam kitabında göremiyorum. zorlayarak okuyorum biraz çünkü bu yaz daha çok okumam gereken kitap var. yarım bırakmak istemiyorum, hatta 3. kitabı da okumak istiyorum ama o kadar akmıyor ki kitap.
ayrıca, yazım dilini eleştirmek belki haddime değildir ama, yazar kelimelerde çok fazla tekrara düşüyor. bu da nasıl desem, biraz sıkıyor gibi.
ilk kitaptaki Drystan & Irıthel ikilisinin mucizevi şekilde aniden "enemies to lovers" yaşamasını göz ardı etsem de bu kitapta da ikilimizi çok bağdaştıramıyorum. Fenris ne zaman bi' şey olsa, "ha, bu da mı Nathan'dan?", "Nathan gibi mi o da?" gibi şeyler söyleyip duruyor. mesela, ne ara Fenris bizim kıza tutuldu yahu? n'oldu da aşktan yanmaya başladı? yok yere temas ettiler, nedensiz; bi anda aşık mı oldu yani? yokluktan başka bir şeyle açıklayamıyorum.
buradan birileri bir de şey demişti: koskoca prensessin, baban kral... ölmüş kardeşinin katillerini baban bulamadıysa senin neyine tek başına katilleri bulmak diye. aşırı haklı buldum. yani, tek başına olması çok kötü. ayrıca intikam, intikam, intikam... yordu.
kardeşlerin arasındaki ilişki de çok garip. hadi bu kabul edilebilir, tamam... e ama bi' de karakterlerin travmalarını sanki robotmuş gibi anlatmaları var. soruyorsun Fenris'e, eskiden görevde ölen hoşlandığı kıza ne olmuş diye, bildiğin gpt gibi anlatıyor sana. duygu vermeye çalışmış karaktere o sahnede ama bana geçemedi maalesef. üzülerek okumaya devam edeceğim, Wisteria serisini asla böyle hayal etmemiştim :(. eğer ki birini incittiysem affola, ben sadece hissettiklerimi yazdım... kitabı bitirince belki devam ettiririm incelemeyi... şu anlık rs'a girmeme duaları