İki gencin çocukluktan süregelen ve hayatın tüm zorluklarına karşı birbirlerine sığınarak büyüttükleri derin aşkını konu alan Güney Kore edebiyatına ait Açlık, sunduğu özgün konu ve anlatmak istediği o sarsıcı ana fikirle başlangıçta beklentimi oldukça yükselten bir eser oldu. Kitap, bir insanı yokluğunda bile ne kadar derinden sevebileceğimizi, sevginin insanın varoluşunu kanıtlayan en güçlü bağ olduğunu ve dünyaya karşı bir direniş biçimine dönüşebileceğini felsefi bir boyutta sorguluyor. Ancak, bu güçlü temalara ve kötü bir kitap olmamasına rağmen, eserin bana pek hitap etmediğini ve bende beklediğim o çarpıcı etkiyi yaratmadığını söylemeliyim. Çünkü ben kitap okurken karakterlerle doğrudan bağ kurmak, onların en derin hislerini anlamak ve yaşadıkları tüm duyguları kendi içimde hissetmeyi arzulayan bir okurum. Muhtemelen yazarın anlatım dilinden ve mesafeli tarzından kaynaklı olarak, hikâyedeki o büyük acılar ve köklü duyguların hiçbiri ne yazık ki bana geçmedi; bu yüzden roman, sunduğu etkileyici potansiyele rağmen benim yüksek beklentilerimin altında kalmış oldu.
Beklentimin epey üstünde bir kitap oldu çünkü yorumlarına bakmadan almıştım. Merak ederek v
e şaşırarak okudum. Dili akıcı ve okuması kolay bir kitap. Hatta altını çizerek okuduğum satırlar epey fazla. Yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum.
Son derece çarpıcı, şiirsel ve realist. Yüreğinizin en hassas duvarlarını gündelik yaşamın sıradan ve acımasız gerçekleriyle paramparça ediyor. Kesinlikle tavsiye ederim.
Kitabın konusundan bahsederek giriş yapmak istiyorum çünkü kitap Gu ve Dam isimli bir çiftin çocuklukları ve yetişkinlikleri arasındaki bazı anılardan oluşuyor. Kitabın genellikle "ölen erkek arkadaşını yiyen bir kızın hikayesi" olarak tanıtıldığını gördüm ancak bu olay romanın asıl odağı kesinlikle değil.
Bu nedenle kitabın konusu hakkında oluşan beklentiyle karşılaşılan hikaye arasında belirgin bir fark olduğunu düşünüyorum. Benim için bu durum gereksiz bir beklenti yarattı. Daha iyi bir araştırma yapsaydım alıp okuyacağım bir kitap olmazdı.
Anlatmak istediği şeylerin farkında olsam da hikaye duygusal ya da düşünsel olarak bende güçlü bir etki bırakmadı. Kitaptaki karakter gelişimlerinin çok yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey kitabın çarpıcı fikrinden çok karakterlerle kuramadığım bağ oldu.
Açlık benim için beklentilerimi karşılayamayan kitaplardan biri oldu. Karakterlerin hayattan neredeyse hiçbir şekilde zevk almamaları ve sürekli bir boşluk hissi içinde olmaları bir noktadan sonra beni hikayeden uzaklaştırdı. Aralarındaki ilişkiyi de sevgi ya da aşk olarak okumakta zorlandım, hatta kesinlikle olmadığını düşünüyorum.Birbirlerine duydukları şey bana daha çok bağımlılık, tutku ve çaresizlik gibi geldi.
Özellikle kadın karakterin boş vermişliği, hayattan bir beklentisinin olmayışı, yanlış olduğunu bilmesine rağmen bilinçli bir şekilde bu ilişki için adım atması benim çok sinirimi bozdu.
Okurken hem edebi bir zevk almadım okurken hem de içerik bakımından beni tatmin etmedi, popüler kültürün kölesi oldum maalesef.
Herkese merhabalar :)
Eğer beni tiktokta da desteklemek isterseniz hesabım: @bookswithemir
Yanii kitap bana pek hitap etmedi çünkü maalesef bağ kuramadım.
Kitap boyunca Gu ve Dam'ın 'aşk' adı altındaki gel gitli ilişkisini ve yaşadıkları zorlukları okuyoruz. Açıkçası ben ikisinin arasındaki dinamiği aşk diye yorumlayamadım bana kalırsa tanıdık olan bir bağın rutine dönmesinin verdiği olduğu bilindik olanın güveninden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Gu'nun aşık olduğunu zaten hiç düşünmüyorum. Dam'a da üzülüyorum.
Zaten maddi yetersizlikle boğuşan geleceğe umutla bakamayan gençlerin bir de ailesini böyle olmasının yükünü güzel işlediğini düşünüyorum.
Eğer bağ kurabilseydim zevk alırdım fakat neden bilmiyorum karakterle bağ kuramadım.
Roman, Tokyo yakınlarında düzenlenen bir piyano yarışmasını konu alır. Yarışma süreci, müziğin sadece notalardan ibaret olmadığını; üç dâhi karakterin kendilerini keşfetme yolculuğuna dönüştüğünü ortaya koyar.
Her yarışmacı, piyanoyu kendi hayat hikâyesinin ve deneyimlerinin süzgecinden geçirerek yorumlar. Ruhun müziğe doyacağı bu anlar , dinleyenleri derinden etkiler.
Her ne kadar yarışmacıların başarılı performansları rekabeti artırsa da bu yarışma süreci aralarındaki arkadaşlık bağlarının kurulmasını sağlar.
Romanın en etkileyici karakterlerinden biri olan Jin Kazama, müziğin doğa ile iç içe geçtiği anları okura derinden hissettirir.Piyanosu olmadığı halde oldukça yetenekli olan bu karakter kitap boyunca benim için gizemini korudu.
Aya Eiden ise piyanoya yeniden dönmesini ona ilham veren Jin Kazama’ya borçludur. Jin Kazama sayesinde eski özgüvenini yeniden kazanır.
Kitabın en etkileyici yanı, karakterlerin sahnede piyano çalarken kendi geçmişleri ve duygularıyla yüzleşmeleriydi. Bu da yarışmanın bir kendini keşif sürecine dönüşmesine olanak tanır.
Bu roman, bir yarışmanın rekabetten çok insan olmayı, dostluğu, kendini keşfetmeyi ve müziğin gerçek anlamını bulmanın daha değerli olduğunu fark ettirdi.