"Sana Gizlilik Sözleşmesi imzalatmam gerekmediğini varsayıyorum?"
"Ben bir tane imzaladım bile," dedi Alex. "Sanırım benim imzaladığım sözleşme her türlü durumu kapsıyordu."
"Ah, mükemmel," dedi Zahra. "Bütün bunları düşünmüş olmana hayran kaldım. Harika... Bu aranızdaki durum ne zamandır devam ediyor peki?"
"Şey... yılbaşından beri."
"Yılbaşı mı?" diye haykırdı Zahra. Gözleri kocaman açılmıştı. "Bu şey yedi aydır devam mı ediyor yani? Aman Tanrım, ben de uluslararası ilişkiler alanında çalıştığını zannediyordum..."
"Yani aslında teknik olarak..."
"Eğer o cümleyi bitirirsen bu geceyi hapiste geçırmeme sebep olursun."
"Ee, bugün ne yapacaksınız?"
Pez, Henry'nin avucunu yalayınca Henry hızla elini çekti. "Dağda tepede çırılçıplak dolaşıp kuzuları korkutmayı planlıyoruz. Sonra da her zamanki şeyler... Eve dönüş. Çay ve kurabiye saati, sonra da Claremont-Diaz kardeşlerin hayaliyle kendimizi Thighmaster'a atarız. Ayrıca Henry seninle takılmaya başladıktan sonra sohbetlerimiz tek taraflı ilerlemeye başladı. Eskiden şişe şişe konyak devirip, 'Acaba bizi ne zaman fark edecekler?' diye ağlar..."
"Detaya girmesene!"
"Şimdi de Henry'e bu işin sırrı ne diye soruyorum, o da 'Sürekli Alex'e hakaret ediyorum, işe yarıyor gibi görünüyor,' diyor."
"Tatlım, basının olayı kimin başlattığını hiç ama hiç iplemediğini sana nasıl anlatabilirim? Annen olarak bunun belki de senin suçun olmadığına seviniyorum ama başkan olarak CIA işbirliğiyle sana yalandan ölü süsü vermek, sonra da kamuoyundan kazanacağım çocuğum öldü sempatisiyle bir dönem daha görevde kalmak aklımdan geçmiyor değil. Şu an bununla uğraşmaya vaktim yok. O yüzden şöyle yapacağız," dedi Ellen çantasından bir dosya çıkararak. "Sen, Henry'yle aranı düzelteceksin. Cumartesi günü yola çıkıyorsun. Pazar gününü İngiltere'de geçireceksin."
Alex şaşırdı. "Ölü süsü verme planını uygulamak için çok mu geç?"