Puan vermedi·280 syf.··
2026 7. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 12:02
JÖH PÖH Silopi Hendeklerinde kitabı, hendek operasyonlarının atmosferini okuyucuya sert ve yoğun bir şekilde hissettiren eserlerden biridir. Kitapta özellikle şehir çatışmalarının ne kadar zor geçtiği, operasyon bölgelerindeki psikolojik baskı ve özel harekât personelinin yaşadığı fiziksel zorluklar ön plana çıkarılıyor. Eserin en güçlü tarafı, olayları sadece çatışma üzerinden değil; askerlerin duyguları, ekip ruhu, fedakârlıkları ve operasyon psikolojisi üzerinden de anlatmasıdır. Dar sokaklarda ilerleyen timler, tuzaklanmış binalar, gece operasyonları ve sürekli ölüm tehdidi altında görev yapmanın ağırlığı okuyucuya yoğun şekilde aktarılıyor. Bu yönüyle kitap, klasik bir savaş anlatısından çok “sahadaki insan” tarafını göstermeye çalışıyor. Dil olarak sade ve akıcı bir anlatımı olduğu için hızlı okunuyor. Özellikle askerî operasyonlara, JÖH-PÖH birliklerine ve yakın dönem terörle mücadele süreçlerine ilgi duyan okuyucular için sürükleyici bulunabilir. Bazı bölümlerde duygusal ton oldukça yükselirken bazı bölümlerde operasyon detayları ön plana çıkıyor. Kitap aynı zamanda şehir savaşlarının ne kadar yıpratıcı olduğunu da gösteriyor. Sadece çatışan taraflar değil, bölgedeki yaşamın tamamen değişmesi, sokakların savaş alanına dönmesi ve operasyonların toplum üzerindeki etkileri de hissediliyor. Genel olarak değerlendirildiğinde, JÖH PÖH Silopi Hendeklerinde; aksiyon, gerçek operasyon atmosferi ve özel harekât temalı kitap sevenler için etkileyici ve sert bir okuma deneyimi sunan eserlerden biri olarak öne çıkıyor.
Jöh - Pöh Silopi HendeklerindeYeşil Bozlak · 2020121 okunma
Puan vermedi·76 syf.··
2026 11. kitabı
Kitabı okumadan önce, yazar Manly P. Hall’un biyografisini ve kurduğu Philosophical Research Society’yi araştırmanızı öneririm. Antik Mısır’da ölüm, bizdeki gibi bir son değil… Daha çok bir sınav, bir yüzleşme, hatta belki bir “kendinle karşılaşma anı.” Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri şu oldu: İnsan tek bir şey değil. Parça parça… Katman katman… Bir yanın yaşıyor, bir yanın izliyor, bir yanın da sanki hep daha fazlasını biliyor. Yani Ka – Ba – Akh. Ve ölüm dediğimiz şey; belki de o parçaların birbirine hesap verdiği an. Kalbin tartılması meselesi var ya… Ben onu artık şöyle görüyorum: Kimse seni yargılamıyor aslında. Sadece şuna bakılıyor: Kendini taşıyabiliyor musun? Ağır gelirse kalbin, geçmişin yüzünden değil; taşıyamadığın şeyler yüzünden. Belki de mesele iyi ya da kötü olmak değil… Hafiflemek. Çünkü bazı yükler insanı yaşarken de yere çakıyor, ölürken de geçmesine izin vermiyor. Antik Mısır’da tam bu noktada “negatif itiraflar” kavramı karşımıza çıkıyor. İnsan, kendini tanımlarken aslında neyi yapmadığını söyleyerek arınıyor. Ve ben, o döneme göre bu toplumu oldukça entelektüel ve bilge buluyorum. Düşüncelerindeki derinlik etkileyici… Ama cenaze ritüellerindeki eşitsizlik, insana ister istemez “acaba?” dedirtiyor. Genel olarak bakınca, Antik Mısır’dan öğrenecek çok şey var… Kalbinizin hafifliğini önemsediğiniz bir hayat dilerim.
Mısır'da Ruh ve Ölüm ÖtesiManly P. Hall · Hermes Yayınları · 201757 okunma
Reklam
Puan vermedi·216 syf.·
2026 215. kitabı
Abdülmecid Efendi kimdir? Osmanlı'da ki yerini ve izini, hatıralarına eşlik ettik,ortak olduk Şunu yazmalıyım Dili ağır çok zor kitaptı, kitabın yarışı resimlerle zenginleştirilmiş sıkıcı bir kitabı geride bıraktık , sadede Osmanlı tarihine ışık tutar renk uyumu var diye okundu.. Murat Bardakçı 'nin bu altıncı kitabını okudum bu kadar Zor, ilerleme yeni okumadım neyse bitti gelelim kitabimiza Hâtıralar - Halife Abdülmecid Efendi Sultan Abdülâziz’in on üç çocuğunun yedincisi olan Abdülmecid Efendi 1 Haziran 1868’de Dolmabahçe Sarayı’nda doğdu, Büyük Millet Meclisi tarafından 19 Kasım 1922’de hilâfete getirildi, hilâfetin 3 Mart 1924’te kaldırılması üzerine ailesiyle beraber Türkiye sınırları dışına çıkartıldı, yirmi yıl boyunca sürgünde yaşadı ve 23 Ağustos 1944’te Paris’te vefat etti. Son Halife hâtıralarını yazmaya Fransa’da, 1927 Ocak’ında başladı ve hâtıraları vefatının ardından kızı Dürrüşehvar Sultan’a intikal etti. Dürrüşehvar Sultan’ın küçük oğlu ve Abdülmecid Efendi’nin de torunu olan Prens Keramet Jah, 1980’lerde hâtıraların ilk yüz sahifesinin fotokopisini İstanbul’a getirip Lâtin harflerine nakletmesi için Süleymaniye Kütüphanesi’nin o zamanki müdürü Muammer Ülker’e verdi. Ancak, Ülker’in vefatı üzerine metnin yeni harflere nakli tamamlanamadı ve fotokopiler, Süleymaniye Kütüphanesi’nde unutuldu. Abdülmecid Efendi, yeni harflere tekrar çevirdiğim hâtıralarının bu bölümünde babası Sultan Abdülâziz’i darbecilerin katlettiğini söylüyor. İkinci Abdülhamid’den pek telâffuz edilmemiş şekilde bahsediyor ve başka kaynaklarda geçmeyen önemli bilgiler veriyor. Tarih severler buyurun Hâtıralar - Halife Abdülmecid Efendi
Anı mektup günlük Araştırma inceleme tarih
Hâtıralar - Halife Abdülmecid EfendiMurat Bardakçı · Turkuvaz Kitap · 20253 okunma
Metropolis
4/10
·245 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 22:44
Bu kitabı Bilim-kurgu’da bir klasik olduğu için okudum ve özellikle Star Wars’ın C-3PO’yu metropolisten esinlendiğini öğrenince bu kitaba karşı olan heyecanım ve beklentim arttı fakat beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitap beni betimlemeleriyle boğdu. En basit betimlemeleri öyle bir derinlemesine yazılmış ki, cümleyi bitirdiğinizde hikayede nerede kalmıştım diye düşünüyorsunuz. Betimlemeler o kadar uzun ve gereksiz karmaşıktı ki açıkçası ben kafamda şehri canlandırmakta zorladım. Öncelikle spoiler içeren kitap özetini yazıp daha sonra incelememin devamını yazacağım o yüzden yalnızca incelemeyi okumak isterseniz aşağı kaydırın. Roman, geleceğin devasa şehri Metropolis’te geçer. Şehir ikiye bölünmüştür: Yukarıda, gökdelenler, bahçeler ve lüks içinde yaşayan yönetici elit sınıf. Aşağıda, makinelerin başında durmaksızın çalışan işçiler. Şehrin yöneticisi Joh Fredersen’dir. Metropolis’in düzeni, katı bir sınıf ayrımına dayanır. İşçiler yeraltında makinelerle neredeyse organik bir bütün hâlinde çalışırken, yukarıdaki elit sınıf onların emeği sayesinde konfor içinde yaşar. Joh Fredersen’in oğlu Freder, ayrıcalıklı bir hayat sürmektedir. Ancak bir gün yeraltından gelen işçi çocuklarını ve onların başında bulunan Maria’yı görür. Maria, işçilere umut aşılayan, barışçıl ama güçlü bir figürdür. Freder ilk görüşte Maria’dan etkilenir ve onun rehberliğinde yeraltı dünyasını keşfetmeye karar verir. Freder, makinelerin başında çalışan işçilerin ne kadar ağır koşullarda yaşadığını görür. Bir sahnede, dev bir makineyi Moloch adlı bir canavar olarak hayal eder; işçiler adeta kurban edilmektedir. Bu sahne, romanın en çarpıcı metaforlarından biridir: Sanayileşme insanı yutmaktadır. Maria, işçilere sabırlı olmalarını ve bir “arabulucu”nun geleceğini söyler. Ona göre baş (yönetici
MetropolisThea Von Harbou · İthaki Yayınları · 202528 okunma
Puan vermedi
“ Kendin için dinginliği iste ve içindeki huzuru yakalamaya çalış. Diğerleri için de dua et, özellikle seni kırıp kızdıranlar için. Nefes al . Nefes al . Nefes al .” 1923 yılında Kuzey Çinde bir savaş hüküm sürmekteydi. Her savaşta olduğu gibi annelerin evlatsız, çocukların yetim kaldığı, ailelerin açlıkla ve zorlu yaşamla mücadele ettiği bu savaşta da böyleydi. Mei Ling’in ailesi bu savaş sırasında hayatta kalmak ve geçinebilmek için kızları Jah Leh’i bir tüccara satarlar. Fakat kız, çöpçatının kendisini alacağı gün çok kötü hastalanır ve çaresiz kalan aile diğer kızları Mei Ling’in omuzlarına ağır bir yük yüklerler. Zavallı kız hiç tanımadığı, görmediği bir adamla bilmediği güneşin ardındaki topraklara ve yalanlar üzerine kurulmuş bir evlilik yaparak bambaşka bir hayata atılmaya mecbur kalır. Mei Ling’in güneşin ardındaki topraklara giderken ki yolculuğunda ona yardımcı olan June ve üvey oğlu Bo’ya arkadaşlık eden Siew ile tanışır. Tabi bu yolculukta kendi kimliği ile değil kocasının eski eşinin kimliği ile yol alır ve haliyle her an kimliği açığa çıkacak tehlikesindedir. Mei Ling, Gemideki yaşanan tüm zorluklara rağmen kendisini kıyıdaki güzel ve rahat bir hayat umuduyla teskin etmektedir. Bu yüzden hep babaannesinin ve annesinin öğütlerini aklında tutmaktadır. Bol bol dua ve ibadet etmektedir. Ve işte o an gelir oğlu Bo ve karnındaki bebekle San Francisco’ya varırlar. Mei Ling’i neler bekliyor? Evliliğindeki yalanları öğrenecek mi ve aynı zamanda kendi yalanlarını itiraf edebilecek mi? Kimsesiz küçük bir kız olan Siew’e ne olacak? Tekrar karşılaşacaklar mı? Ve daha fazla sorunun cevabı bu kitapta. Ve bunu söylemeden geçemem Mei Ling ne kadar çok güçlü bir kadınsa ve bunu takdir ediyorsam kocası Kai Li de aynı şekilde takdire şayan kişilikte bir
Güneşin Ardındaki TopraklarLaila İbrahim · Arkadya Yayınları · 2019427 okunma
Zengin Görünsün Diye Her Şeyin Konduğu Bir Salata Gibi
1/10
·312 syf.··
2025 4. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2025 00:58
Merhabalar, ben Sülde Yine bir incelemeyle buradayım. Yazarın çıkan olaylarından sonra kitabın gerçekten nasıl bir şey olduğunu anlamak adına ilk işim kitabı edinmek oldu. Çıkan olaylardan ayrı olarak hiçbir önyargı beslemeden kitabı okudum. Aslında okumadan önce düşüncem ithafı ve İkbal Uzuner'in adını kullanmasıyla kitabın sonundaki olayın çelişkisini en çok eleştireceğim yer olacağı yönündeydi ama kitabı okurken böyle olmayacağını net bir şekilde gördüm. İncelemelerim SPOILER a.k.a SÜRPRİZ BOZAN içerir daima. Bunu bilerek lütfen bu incelemeyi okuyun. Kitap Yerme Geceleri formatında kitabı 3 SAAT BOYUNCA eleştirdiğim podcast'e ulaşmak için linke tıkaynız: youtube.com/watch?v=AxC7GU1... Şimdi geçelim kitaba. 1) Tanrı Hiçlikten Var Etmeyi Unutmuş Kitabın, bunun doğrultusunda yazarın betimle yapmak gibi bir problemi mevcut. Yazar size yarattığı karakterleri, karakterlerin gittiği yerleri, karakterlerin yaşadığı mekânları, kısacası hiçbir şeyi betimlemiyor. İkbal hakkında bildiğim tek şey psikolog olduğu. Kaplan Giray'la ilgili bildiğim şeyler sadece yeşil gözlü, kaslı, yapılı ve uzun boylu olduğu. Bu insanlar neye benziyor bilmiyorum. İkbal'in arkadaş grubunun olduğu sahnelerde yazar "Evet.' dedi Feride." yazmasa kızları birbirinden ayırt etmemin bir yolu yok çünkü yazar size hiçbirini tanıtmıyor. Görünüşleri nedir, bu karakterlerin tavırları nedir, nerede yaşıyorlar, nereye gidiyorlar gibi birçok şey boşlukta süzülüyor. Daha sonrasında işin içine Kaplan Giray'ın ekipten arkadaşları girdiğinde yazar sizlere onları da tanıtmıyor. Dört daha ılıman ve psikoloji seven, Yedi ekip lideri ve mantıkcı, Sekiz teknolojiyle ilgilenen nerd, Aras (Kaplan Giray) Börü Turan'ın yandan çakması. Kitap altındaki notlardan anladığım kadarıyla diğer karakterlerin de
AkvaLeman Veli · İndigo Kitap · 202533 okunma
Reklam
Reklam