- Kocaman, bir ev büyüklüğünde bir kaya düşünün, - dedi.- Kaya havada asılı duruyor ve siz onun tam altındasınız. Bu kaya üzerinize... başınızın üzerine düşse... acı duyar mısınız?
- Ev büyüklüğünde bir kaya mı? Korkunç bir şey olacağı kesin.
- Korku değil sözünü ettiğim; acı duyar mıydınız?
- Dağ gibi bir kaya... on binlerce tonluk bir ağırlık... Hiç acı duymazdım herhalde.
- Ama kaya üzerinizde asılı durdukça hep dehşet içinde olurdunuz. Bundan korkmayacak kimse yoktur; Dünyanın en büyük bilgini de korkar, en büyük doktoru da. Acı duymayacağını bilmesine karşın herkes yine de ya düşerse diye acıyla kıvranırdı.
Sayfa 142 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 12. Basım·Kitabı okudu
Bir düşüncenin ortaya çıkabilmesi için her şeyden önce insanın çalışıp çabalaması, emek vermesi, bizzat bir uygulama içinde olması gerektiğini nasıl anlamazlar! Vermeden hiçbir şey alınamaz. Önce çalışacağız, sonra kendi düşüncemiz olacak. Fakat biz hiçbir zaman çalışmadığımız için bugüne dek bizim yerimize çalışanlar, yani işte bildiğiniz Avrupa, Almanlar, yani iki yüz yıldır bizim öğretmenimiz olanlar bizim yerimize düşünce sahibi oldular.
Sayfa 42 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 12. Basım·Kitabı okudu
Geçen yüzyılda yazılmış bir İngiliz yergi romanının Gulliver adlı kahramanı, boyları iki parmak anca gelen cüceler ülkesinden döner; ancak kendini cüceler arasında dev görmeye öyle alışmıştır ki Londra sokaklarında dolaşırken de elinde olmadan yoldaki insanlara, arabalara bağırır, kendini hâlâ dev, çevredeki herkesi cüce görerek; onları ezmemesi için yana çekilmelerini, kendilerini korumalarını ister. Bu yüzden alaylara, sövgülere uğrar, hatta kimi arabacılar kamçılarıyla bile vururlar deve. İyi ama doğru mu bu yaptıkları? Alışkanlık... Neler yaptırmaz insana!
Sayfa 4 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 12. Basım·Kitabı okudu