Yunus

Yunus
@jonahTR
Öğrenci
İstanbul Üniversitesi| Hukuk
İstanbul
2001
185 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Zekâmız ve muhayyilemiz, bizi ümit ettiğimiz kadar oyalamıyor. Kitabın dostluğu da günün bir kaç saatine münhasır. Nihayet, her tesirin cevabını bekleyen içtimaî hassasiyetimizin azdığı vakitlerde, ikinci bir insanla aramızdaki ruhî teamülü çok arıyoruz, ben bunu geceleri o kadar arıyordum ki, hiç bilmediğim ağaçlıklı yollarda, kendi başıma saatlerce dolaştıktan sonra, oteldeki odama pek yorgun döndüğüm halde, gece yarısından sonra saatlerce uyuyamıyordum ve gürültülü kalabalıklardan daha tesirli darbelerle ihsaslarımın üzerine vuran yalnızlığım uykumu kaçırıyordu.
Sayfa 95 - Ötüken Neşriyat, 36. Basım·Kitabı okudu
Yalnızlık
Reklam
İnanın, elinizden alınabilir servet hiçbir şeydir! Kimsenin alamayacağı, çalamayacağı, el koyamayacağı servetinizdir asıl önemli olan!
Sayfa 462 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 16. Basım·Kitabı okudu
İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat...
Sayfa 286 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 15. basım·Kitabı okudu
Edebiyat
9/10
·224 syf.·
2017 43. kitabı
Nice Alim dediğimiz kişiler var ki kalıplaşmış arkaik şeyleri sürekli tekrar etmekten başka bir şey yapmazlar. Ağır bir din dili kullanıp, üst perdeden nasihat buyuran, samimiyetsiz ağır bir üslupla hitap etmeye çalışmış ve daha kötüsü belirli bir kitle yakalayabilmişlerdir. Dini kitaptan değil de, “İnsanlar”dan görerek araştıran ve inanan insanların daha da uzaklaşmasını sağlayan yegane kişiler maalesef. “İnsanlar” aslında sorgulama adı altında sadece kullanıyor bana göre. “İslam ülkeleri bu durumdayken İslam nasıl hak bir din olur? Eğer İslam buysa Müslümanlar neden Batı’nın gerisinde kaldı? Kimilerinin ağzında pelesenk olan, kimilerinin inansa da inancını zedeleyen durumlar… Gazali, İbn Arabi ve Geylani gibi milyonlarca insanı etkileyebilen büyük mütefekkirler bugün belki yok ama onların geriye bıraktığı eserler bugün halen benzersiz kaynaklar durumundadır. Kur-an’ı derinden anlayabilmek ve yorumlayabilmek için Mektubat, Ihya-u Ulumid-din, Riyazu’s Salihin gibi kitaplar yegane kaynağımız olması gerekir diye düşünüyorum. “Eğer gerçekten inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz." (Âl-i İmran, 3/139) ayeti Müslümanların geri kalmışlığını adeta özetler nitelikte. Müslümanlar olarak gerçekten inanan toplumlar olamadığımız için bir Gazali çıkmıyor içimizden, böyle olduğu için Dini insanları gözlemleyerek anlama yanlışına düşüyoruz. Görüyoruz ki açlıktan ‘ağlayamayan’ çocuklar ve onları görmezden gelen, hiçbir mülteciye kapı açmayıp, bir robota vatandaşlık verebilen körfez babaları var. Ve bu Aptallar furyası ile İslam’ı bağdaştırarak lekeleyen bilinçsiz güruh toplulukları var. Öğrenmek ve gerçeğe gözlerini kapatmak istemeyen için ne kadar sınırsızca şey var aslında! Yeter ki kibirlenmeden görmek isteyelim. Yeter ki samimiyetine, üslubuna güvendiğimiz, nasihatlerin
Din
Dirilt KalbiniNouman Ali Khan · Timaş Yayınları · 201712,3bin okunma
GÖSTERİŞ, YARATICILIK, HIRS, DELİLİK...
9/10
·224 syf.··
2020 170. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2020 17:09
Gogol, şüphesiz üst düzey bir yazar. Tüm öykülerinde de bunu gösteriyor, gerek fantastik ögelerle olsun, gerekse hayattan ögelerle olsun, birçok ders çıkarabiliyoruz o öykülerle. Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları kitabında daha çok fantastik ögeler vardı; bu kitabındaki öykülerde de fantastik ögeler vardı tabii, ama daha çok hayattan izler taşıyordu, bu yüzden daha güzeldi. Kendi kendime durup düşündüm kitabın ortalarına doğru: ''Neden Gogol doğaüstü ögeleri çok fazla kullanıyor?'' diye. Bunda şüphesiz Gogol'ün yaşadığı bölgenin kültürel özellikleri ve oradaki insanların etkisi olmuştur fakat cevap bence farklı: Gogol hayatın ne kadar sıradan ve sıkıcı olduğunu biliyordu, bu yüzden de doğaüstü ögelere başvurmayı tercih etti. Gerçekten de biz, doğaüstü şeyler içeren dizileri veya filmleri izlerken bu hayattan alınıp oradaki hayata çekilmiş gibi olmuyor muyuz? İzlememizin sebebi de bu zaten: Gerçek hayatın sıkıcılığından ve ''normalliğinden'' ayrılıp, doğaüstü ve ''anormal'' şeyler görmek. Zaten kitapta ''Neva Bulvarı'' öyküsünde diyor ya Gogol: ''Ah, ne kadar iğrençti şu gerçeklik denen şey!'' (s. 22) Ayrıca, bu kitabında Dostoyevski'nin Gogol'den ne kadar çok esinlendiğini daha çok anladım. Dostoyesvki de Gogol gibi insanların betimlemelerini yapar, ''şöyle insanlar vardır, şu tür insanlar böyle hareketleri çok sever'' gibi. Ve ikisi de şüphesiz olağanüstü yeteneğe sahip, muhteşem gözlemciler; ikisinin benzer özelliklere ve üsluba sahip olmasına şaşırmamak gerek, ne de olsa Dostoyevski de Gogol'ün ''Palto''sundan çıktı. Kitaptaki ilk öykü, Neva Bulvarı, toplumun aptal, modaya ve estetiğe ''aşırı'' düşkün, her gün ne yaptığının farkına bile varmaksızın boş boş ''Neva Bulvarı''nda dolaşan insanları çok güzel
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,5bin okunma
Reklam