Tarihsel bir metin gerçeklerle değilde gerçeklerin anlatımıyla ilgilenir. Bu anlatımlar da doğru olmayabilir, hatta uydurulmuş bile olabilir. Bu yüzden tarihsel bağlamda gerçeklik objektif değil, subjektiftir.
Hiçbir deneyim diğerinden daha doğru değildir. Sadece farklıdır. Kimse mutlak gerçeğe sahip değildir, sadece mutlak gerçeğin kendilerine göre yorumlanmış haline sahiptir.
Kant, dünyayı olduğu gibi bilemediğimizi, anlayışımızın sadece bizim yorumumuzla kısıtlı kaldığını söylemiştir. Objelerin gerçek doğalarının nasıl olduğunu bilmiyoruz. Sadece insanlara özgü algılarımızla o objeleri yorumluyoruz.
Örneğin insanlar dünyayı yarasalardan daha farklı deneyimler.
İnsanlar resimler görürken, yarasalar sonar sistemleriyle etraflarını inceler. İnsanlar renklerin ayrımına varır, köpeklerse dünyayı siyah beyaz görür.
Hiçbir deneyim diğerinden daha doğru değildir. Sadece farklıdır. Kimse mutlak gerçeğe sahip değildir, sadece mutlak gerçeğin kendilerine göre yorumlanmış haline sahiptir.
-İnsanları çok sevmeyi sevmiyorum. Sevince de ölmelerinden korkuyorum.
-Sevdiklerinden çok ölen oldu mu?
-Çok yok. Tek bir kişi var, bana hayatın sevgisiz hiçbir anlamı olmadığını öğreten oydu.