...fakat kimi zaman katlanılmaz bir kederin içimi ezdiğini hissediyordum. Sanki içim çok ağır bir şeyle doldurulmuştu ve uzun bir zaman boyunca hiçbir şey duymadan, kör ve yarı canlı bir biçimde derin ve karanlık bir çukurun altında yaşadım...
Bahçede huş ağaçlarının arasında uçuşan mayıs böceklerinin vızıltısı işitiliyordu... Bahçenin berisindeki dere yamacından, sık çalıların arasından, oynayan çocukların sesleri geliyordu. Özgürlüğün hasretini çekiyordum, akşamın hüznü tüm yüreğimi kaplıyordu.
Hayatıma o girmeden önce, karalık bir yerlerde uyuyakalmış olmalıyım. O beni uyandırıp güneşe çıkarmış, etrafımdaki her şeyi bitmek bilmez bir iple birbirine bağlayarak, rengârenk bir dantel örmüştü. Bir anda bana hayat arkadaşı içtenlikli, yakın bir dost olmuştu... Onun yakınlarına karşı beslediği bencillik barındırmayan sevgi, ruhumu besleyip zenginleştirmiş, önümdeki zorlu günlerde bana gerekecek gücü sağlamıştı.