Sefer de bir er, tıpkı üzerinde bulunduğu gemiyle birlikte hareket eden bir gemici gibidir; etrafı kendi alayı ile çevrilmiş, onunla sınırlandırılmıştır, onunla birlikte sürüp gider. Ne kadar uzağa giderse gitsin, ne kadar garip, ne kadar bilinmeyen, ne kadar tehlikeli bölgelere girerse girsin, etrafta, nasıl bir denizci her an, her yerde kendi gemisinin hiç değişmeyen direklerini, güvertelerini ve halatlarını görürse, er de her an, her yer de aynı arkadaşları, aynı safları, aynı çavuş Mitriç'i, aynı alay köpeği Juçka'yı, aynı komutanları görür. Bir er, gemisinin bulunduğu bölgenin enlemini, nadiren bilmek ister; ama savaş günü, ordunun içinde yaşadığı hayal dünyasında, nereden nasıl geldiği bilinmeyen, herkes için aynı olan sert bir ses duyulur; kesin ve ihtişamlı bir şeyin yaklaştığına işaret olan bu ses, onlarda alışmadıkları bir merak uyandırır. Savaş günlerinde erler, heyecanla alayların dışında bir konuya çıkmaya çalışırlar, kulak kabartırlar, her şeye dikkatle bakarlar ve büyük bir merakla çevrelerinde olup bitenleri sorarlar...