Sinem Sal’ın Bizim Zamanımız kitabı, daha ilk sayfalardan “tanıyorum ben bu hissi” dedirten bir kitap. Milenyuma girmeyi bekleyen bir mahallede birbirinin hayatına dahil olan komşular ve tüm bu kalabalıkta küçük bir tuhafiye dükkanının içinde sıkışmış gibi görünen ama aslında koca bir iç dünyayı içinde taşıyan biri var; Mihrap Güzelyayla.
Mihrap otuz yaşında. Annesiyle yaşıyor. Küçük bir mahallede, küçük bir tuhafiye dükkanının içinde günlerini geçiriyor. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, iki yıl süren evliliği bitmiş ve tekrar annesiyle yaşamaya başlamış. Pasif agresif: dışarıdan sessiz, içeride fazlasıyla kırgın, öfkeli, yorgun. “Olur” demenin sevgiden sayıldığı bir kuşaktan. Belki de bu yüzden, neye razı geldiğini tam bilmeden beklediği bir cezanın içindeymiş gibi hissediyor. Kendi deyimiyle hayatta hep birilerinin “iyi niyetli” hapishanelerinde kalmış: önce babası, sonra eşi Doğan, şimdi annesi… Cezasının ne olduğunu tam bilmeden, bitmesini bekliyor.
Kitapta eşyaların, şarkıların bir hafızası var. Mihrap eşyaların geçmişi hatırlatmasına biraz mesafeli; çünkü bazı anılar hatırladıkça ağırlaşıyor. Sevdirilip sonra geri alınan şeyler var hayatında, onu derinden etkileyen Ercan/Dalyan gibi… Bu yüzden kırgınlıkları sessiz ama derin.
Mahalle kısmı ayrı bir sıcaklık: Jüli, Tülay Abla, Ayten Abla, Asım Abi, Füsun, Arpi, İlhan Abi, Sevgi, Şuşu, Şevket Dayı… Her biri görünüp geçse de bizden biri. Komşuluğun hala yaşandığı, herkesin birbirinin hayatına az çok değdiği bir zaman dilimi.
Ve tabii müzik… Mihrap’ın içinde sürekli bir şarkı çalıyor. Tarkan, Bendeniz, Sezen Aksu, Nükhet Duru… 90’lar şarkıları sadece fonda değil; duyguların dili gibi. Her ruh hâline uygun bir parça var ve Mihrap onları hiç çekinmeden her ortamda dile getiriyor. Bu müzik hafızası, onun hayata