Jülide

Jülide
@julideile
Bilimin yolunda ve ışığında ilerleyen bir cumhuriyet kadını. zaqa.net/julideile
Her bir insanın vücudundaki, her bir hücrede, günde ortalama 10.000 adet mutasyon meydana gelir. Bu sayı, vücudumuzdaki tüm hücrelerle (yaklaşık 100 trilyon hücre ile) çarpılınca akıl almaz sayılara ulaşmaktadır. Ancak yine, düzeltici mekanizmalar sayesinde bu mutasyonların büyük bir kısmı düzeltilebilmektedir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Evrimsel süreçte daha gelişmiş canlıların vücutlarındaki hücreler mitoz bölünme ile çoğalırken, üreme hücrelerinde Mayoz Bölünme olarak adlandırılan daha gelişkin bir bölünme tipini görürüz. Bu sürecin yapısı gereği her bölünme sırasında genetik çeşitliliğe katkı sağlanmaktadır. Bu katkı, çiftleşme öncesinde mayoz bölünme aracılığıyla üretilen sperm ve yumurta gibi üreme hücrelerinin oluşumu sırasında, kromozomlar arasında meydana gelen, ilk olarak 1931 yılında Harriet Creighton ve Barbara McClintock tarafından fiziksel olarak gösterilen Kromozomal Çaprazlanma (Crossing Over) adını verdiğimiz genetik bir karışma nedeniyle olmaktadır. Bu karışımın sebebi, yavru hücrelere gidecek kromozom çiftlerinin yan yana gelmesi sırasında, kimyasal etkileşimlere bağlı olarak gen parçalarının karşılıklı olarak değişilmesidir. Yani burada bilinçli bir karışım yoktur, tamamen fiziksel ve kimyasal etkileşimlerden bahsetmemiz gerekmektedir. Bu çaprazlanma hem dişinin üreme hücrelerinde, hem de erkeğin üreme hücrelerinde meydana gelir. Sonrasında ise, iki cinsiyetin de özelliklerini tam olarak taşımayan bu üreme hücreleri döllenme sırasında bir araya gelerek yeni nesli oluştururlar. Bu sebeple, yavruya aktarılan bilgiler, yavrunun asla tam olarak anneye ya da tam olarak babaya benzememesine sebep olur. Döllenme sonrasında oluşan yavru, ebeveynlerinin genetik bir karışımı olacaktır ve bu süreçte hem annede hem de babada görülmeyen bazı özellikler ortaya çıkabilecektir. Bu da, çeşitliliğin her nesilde giderek artmasına neden olur.
Hiçbir nesil, kendisini oluşturan ebeveynlerden tamamen farklı değildir; ancak arada farklılıklar olduğu kimse tarafından inkâr edilemez. İşte bu göreceli olarak küçük farklılıklar, eğer ki hayatta kalma ve üreme konusunda avantajlar veya dezavantajlar sağlıyorsa, nesiller içerisinde birikerek çoğalabilir ya da giderek yok olabilir. Bu farklılıklarımızı sağlayan genler de, bireyler ile birlikte yok olduğundan veya hayatta kalarak üreme sonucu çoğaldığından, popülasyonun geleceğini belirlerler. İşte bu yüzden tür içerisindeki varyasyonlar çok değerlidir.
Koaservatların (ilkin hücrelerin)oluşup, uzun vadeli sürerliliklerini sağladıktan sonra, bugün gördüğümüz çeşitliliğe doğru evrimin başladığını görürüz. Yani çok ilkin, çok basit bir başlangıçtan, çok karmaşık yaşam formlarına doğru kademeli bir değişim görürüz. İşte evrim budur! Her basamak bilimsel olarak ve doğal süreçlerle açıklanabilir, laboratuvarda bu süreçler test edilip onaylanabilir veya yanlışlanabilir.
“Canlı” dediğimiz yapıları en ufak parçalarına, hücre altı parçalara böldüğümüzde, her şeyin “cansız” moleküllerce yürütüldüğünü görürüz.