Bilimin inançlara göre manipüle edilmeye çalışılması, hiçbir şeyi çözmemiştir ve asla da çözemeyecektir. Hiçbir zaman başarıya ulaşamamıştır ve asla da ulaşamayacaktır. Adapte edilmesi ve çağa ayak uydurulması gereken, bireylerin şahsi görüşleri ve inançlarıdır. Bu, tarih boyunca her daim böyle olmuştur ve sonsuza dek böyle olacaktır. Bilime, teknolojiye, özgür düşünceye, tarafsızlığa yeterli önemi veremeyen toplumlar, tarih sahnesinden silinmeye mahkûmdurlar.
Doğadaki türlerde kimi zaman aileler olabildiği gibi, kimi zaman bireyler tek başlarına yaşarlar. Fakat hayvanların büyük çoğunluğunda, öyle veya böyle bir aile kavramının olduğunu görürüz. Örneğin fillerde ve aslanlar gibi birçok kedigilde, aile yapısı çok önemlidir. Benzer bir şekilde, en yakın yaşayan kuzenlerimiz olan şempanzeler ve bonobolarda, ilginç aile yapılarına rastlarız. Kimisinde aile bağları sıkıdır, kimisinde daha gevşektir. Üstelik aynı türün içerisindeki ailelerde bile, birbirinden farklı bağlılık seviyeleri görürüz.
Cinsiyetlerin özelliklerinin ayrışması sırasında, cinsel organların, üreme hücrelerinin, farklı cinsiyetlerin yavrulara yaptıkları katkıların da birbirinden farklılaşmaya başladığını görürüz. Örneğin erkek üreme hücresi olan sperm, genellikle aşırı fazla sayıda üretilirken ve üretimi, türler açısından genel olarak pek de zor değilken, dişi üreme hücresi olan yumurta, genellikle çok az sayıda üretilir ve o az sayıdaki yumurtanın üretimi oldukça güçtür. Çünkü yavru, bu yumurtadan beslenerek varlığını sürdürür ve bu yüzden yumurta, yüksek besin değeri olan, oldukça korumalı bir yapı olmak durumundadır. Üstelik, evrimsel süreçte farklılaşan davranışlardan ötürü, dişi konumunda olan bireylerin yavruların bakımına daha fazla katkı sağladıkları da görülmektedir. Bunun tam sebepleri bilinmemekle birlikte, yumurtanın evrimiyle bir ilişkisi olabileceği düşünülmektedir.
Evrimsel süreçte körelen organlara baktığımızda, bunların körelme sebebinin türün bireylerine gereksiz enerji harcatması olduğunu görebiliriz. Türlerde, bütün ömür boyunca işe yaramaz bir organı taşıyan ve besleyenler yerine, bu gereksiz organları en az veya en körelmiş biçimde üretenlerin seçildiğini görürüz. Çünkü bilinçli olarak yapılmıyor olsa da, bu gereksiz organların üretimi, beslenmesi ve korunmasına harcanan enerji, tür içerisinde çok daha farklı ve faydalı amaçlara kullanılabilecektir.