Kadınların neden daha az şiir yazdığını veya neden erkekler kadar yaratıcı olamadığını konu alan bu kitapta, adeta yazarın zihninde dolaşıyoruz. Derinlere indikçe sorunun aslında şiir yazmak veya yaratıcı olmamak olduğu değil kadının uğradığı muamele olduğuna yazarla birlikte tanık oluyoruz. Yüzyıllardır gelen ataerkil toplum düzeni, kadınların aşağılanması, hor görülmesi vb. olaylar için kitabın şu kısmı aslında özet niteliğinde:
"Medeni toplumlardaki kullanımları ne olursa olsun, aynalar tüm şiddetli ve kahramanca eylemler için elzemdir. Napolyon ve Mussolini bu yüzden kadınların aşağılığı konusu üstünde bu kadar önemle durmuşlardır çünkü kadınlar aşağı olmasalardı, kendi boyutları büyümeyi sürdüremezdi. Bu, kadınların erkekler için bunca sıklıkla gerekli olmalarını kısmen açıklamaya yarıyor. Ve onların kadın eleştirisi karşısındaki huzursuzluklarını; kadının onlara bu kitabın kötü, şu resmin zayıf olduğunu söylemesinin ya da herhangi bir eleştiride bulunmasının, aynısını yapan bir erkeğin yaratacağı acının ve öfkenin çok ötesini yaratmasının imkansızlığını açıklamaya yarıyor. Çünkü kadın gerçeği söylemeye başladığında, aynadaki görüntü küçülür, erkeğin hayata uyum başarısı azalır. Erkek kendisini sabah kahvaltısında ve akşam yemeğinde, olduğundan en az iki kat daha büyük görmezse nasıl karar vermeye, yerlileri medenileştirmeye, kanunlar yapmaya, kitaplar yazmaya, giyinmeye ve ziyafetlerde nutuk çekmeye devam edebilir?"
NE DENİLEBİLİR Kİ..... Yüzyıllardan beri kadınlar çeşitli zorbalıklara maruz kalıyor. Zorbalıklar her yeni yüzyılda maske değiştiriyor. Kitabın anlatıldığı dönemlerde bu erkek işlerini yapamayacağı şeklindeyken günümüzde farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Okuduğunuz zaman aslında şuan kitapta anlatılanların olaylar aynı olmasa da devam ettiğini fark