Sıradan insanlara göre kazanacak da kaybedecek de az şeyim vardı. Kısmen onları meşgul eden her şeyin -pratik hayat dedikleri şey- beni çok az ilgilendirmesinden; kısmen daha derin ve manevi duyguları ele aldıkları soğukluk ve kayıtsızlığın beni daha da yabancılaştırmış olmasından.
Herkes beni ölü sanıyor. Güneş yanığı, yaralı ayaklarımın kumda çıkardığı sesle, kulakları sağır eden, kirli sarı çöl sessizliğini bozarak geri dönüyorum.
Kırk kuyudan eli boş döndüm, kırk gönülden ve kırk gecenin sabahından.
Senden korkmuyorum! Beni yargılamandan, benim için hazırladığın cehennemden korkmuyorum. Korkulardan arınınca cennet de cehennem de aynılaşıyor. Ateşle su arasında hiçbir fark yok. Bunu anlayabiliyor musun?