Bir kitabı değerlendirirken kapak tasarımından bahsetmek çok saçma biliyorum ama söylemeden edemeyeceğim: çok güzel bir kapağa sahip, içeriği kapağından daha güzel ve anlamlı olan kitaptır benim için.
Güzide bir eser. Bazı yerleri gerçekten akıcılıktan uzak ve sıkıcı; fakat yine de kesinlikle okunmalı. İlk psikolojik roman olduğundan değil, gerçekten okunası bir kitap olduğundan okunmalı...
"Evet her şey çürüyor her şey... insanlar çürümeyecekler mi? eylülde, sanki bahara hasret çeken melul bir tazelik sanki üzerine çöken kışın; kendini mahvetmek isteyen sonbahara rağmen devam etmek yine bahar olmak mücadelesi vardır; fakat bunun için muhtaç olduğu şeylerden mahrumdur ve kendisinde de dayanmak takati kalmamıştır, tabiat da bunu anlamış gibi acı bir düşünceyle üstüne çöken ıssızlığın , matemin altında ezilerek durur. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar dayanabilirse dayansın kışın galip geleceği, artık her şeyin, her ümidin bittiğini buna tahammül lazım geldiğini anlamaktan doğan bir takatsizlik ile ağlar... Ne renk, ne de güzel koku... İşte yapraklar ölüyor... Rüzgar insafsız, yağmur inatçı; her şey çürüyor oh... her şey çürüyor."
Yazar bu kez insanlardan ve özellikle kadınlardan kaçan, tabiri caizse evrimini tamamlayamamış zannedilen fakat göğsünde yufka bir yürek taşıyan Homongolos'un hikayesini anlatmakta. Keyifli bir kitap.