Günah insanın yüzüne vurur; gizlenemez. Hani insanların gizli kapaklı kötülüklerinden, günahlarından bahsedilir ya, öyle bir şey yok. İnsan kötülük ettiğinde ağız kıvrımlarından, düşük göz kapaklarından, hatta ellerinin duruşundan bile ele verir kendini.
İnsan egosunu basit, değişmez, güvenilir ve tek boyutlu bir şey olarak algılayan insanların sığ psikolojisine hayret ediyordu. Ona göre insan, sayısız yaşama ve sayısız hissiyata sahip, şekilden şekle giren karmaşık bir canlıydı; bünyesinde kendinden önce göçüp gidenlerin anlaşılmaz düşünce ve arzularının mırasını barındırıyor, teninde ölümcül hastalıkların izini taşıyordu.
... yaşamdaki gerçek trajediler sanatsallıktan öylesine uzak oluyor ki bizi yontulmamış şiddetiyle, tutarsızlığıyla, anlamsızlığıyla, zarafetten uzak biçimsizliğiyle yaralıyor. Gerçek trajediler bizi bayağı olayların etkilediği gibi etkiler, kaba kuvvete maruz kaldığımız izlenimini yaratılar; bu yüzden isyan ederiz. Ama bazen, güzelliğe dair sanatsal ögeler taşıyan bir trajedi gelir başımıza. Eğer bu güzellik ögeleri gerçekse olayın bütünü bize hitap eder ve üzerimizde dramatik etki yaratır. Bir de bakarız birdenbire oyuncu olmaktan çıkmış seyirci olmuşuz. Daha doğrusu aslında hem oyuncu hem seyirciyizdir. Kendi kendimizi oynarken izler, gösterinin olağanüstülüğüne kapılırız.