k.

k.
@k1000k
İkinci Cumhuriyet'in son bulmasına ve 20 yıl içinde Türk siyasetinde üçüncü askeri müdahaleye yol açan gelişmeler çeşitliydi: artan asayiş sorunları, Kürt ayrılıkçılığı, kördüğüm olmuş gibi görünen siyasal sistem ve harap olmuş ekonomi. Bunlara bir de, ordu içinden birçok kimse de dâhil olmak üzere, çok kişiye İslâmi köktencilik tehlikesi gibi görünen şey de ekleniyordu. Ocak 1979'daki İran İslâm devrimi MSP'yi ve belki de İran tarafından desteklenen diğer İslâmcı grupları cesaretlendirmişti. Bunlar git gide dikkat çeker hale gelmiş ve 6 Eylül 1980'de Konya'da büyük bir kitle gösterisi yapmışlardı. Bu gösteri esnasında şeriata dönülmesi çağrısında bulunulmuş ve işin tuhafı, metni 1921'de radikal dinci çevrelerde büyük saygınlığa sahip Panislâmist şair Mehmet Akif (Ersoy) tarafından yazılmış olmasına rağmen Türk ulusal marşını söylemeyi reddetmişlerdi.
Sayfa 301·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Reklam
1973-1980 yılları arasındaki koalisyon hükümetlerinin hepsi de zayıf hükümetlerdi. Büyük ve istikrarlı çoğunluğa sahip bir hükümetin kurulmasını sağlayacak tek çözümün, yani bir AP-CHP koalisyonunun kurulamayacağı anlaşılmıştı. İki büyük parti, yani AP ve CHP 1973'te demokrasiye yeniden geçildikten sonra işbirliğini beceremedikleri ve böylece aşırı uçtaki küçük gruplara ölçüsüz nüfuz sağladıkları için, siyasal sistem giderek felç oldu. Büyük partilerin kutuplaşması kısmen ideolojik etkenlerden (bu partiler artık, örneğin 1950'lerin CHP ve DP'sine göre, çok daha “ideolojik”tiler), kısmen de liderler arasındaki kişisel çekişme yüzündendi. Ayrıca, her iki part de, salt çoğunluktan sadece bir adım uzakta olduğunu ve işbirliğinin gelecek seçimlerdeki şansına zarar vereceğini sanıyordu. Cumhurbaşkanlığı süresi 1980'de sona eren Korutürk'ün yerine, 100 tur oylamadan sonra bile meclisin yeni bir isim seçemeyişi, siyasal sistemin aldığı ağır yaraları ortaya serdi. Bu felç durumu, Türkiye'nin 1970'lerde karşılaştığı iki olağanüstü sorunla yani siyasal şiddet ve ekonomik bunalımla mücadele etmek için, hiçbir hükümetin etkili tedbirler alabilecek -ve daha da önemlisi, bu tedbirleri uygulattıracak- güçte olmadığı anlamına geliyordu.
Sayfa 301·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Uzun süren müzakerelerden sonra, Ocak 1974'te, Ecevit'in CHP'si ile Erbakan'ın MSP'sinin şaşırtıcı koalisyonuna dayalı bir kabine kuruldu; bu, Avrupa ve Amerikan nüfuzuna ve büyük sermayeye olan güvensizlikten kaynaklanan bir çıkar birlikteliğiydi.
Sayfa 299·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
NATO'ya giriş, Türkiye'de hem Demokratlar hem muhalefet tarafından çok büyük bir başarı olarak nitelendi ve coşkuyla karşılandı. Bu NATO coşkusunun hem akılcı hem de duygusal nedenleri vardı. Stratejik açıdan NATO, Sovyet tehdidine karşı bir güvence olarak görülüyor, Türkiye'nin moderleşmesini mümkün kılacak Batı yardımını ve borç para akışını garantilediği düşünülüyordu. Duygusal açıdan ise, Türkiye'nin nihayet Batılı uluslar tarafından eşit koşullarda kabul gördüğünün bir işareti olarak algılanmıştı.
Sayfa 272·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Demokrat liderler İslâma yönelik tavırlarıyla, dinin kalkınmayla uyuşabileceğini zımnen kabul etmişlerdi. Bu kabulleniş, Atatürkçü dogmaları özümsemiş olan ve yönetici zümre içindeki konumlarını Batı'ya yönelik pozitivist bakış açısının temsilcileri olmaları sayesinde kazanan (memurlar, öğretmenler, akademisyenler ve subayların dâhil olduğu) eğitimli seçkinlerin çoğunluğuna göre, kendi kültürel hegemonyalarını ve siyasal arenadaki ve devlet aygıtındaki tekellerini tehdit ediyordu. Bu da, İslâmi kanaatlerin siyasal olmayanlarının bile ifade edilmesine gösterdikleri, neredeyse histerikçe tepkinin nedenini açıklamaktadır. Kendini Atatürk'ün mirasının bekçisi addeden ordu içerisinde, DP'nin Kemalist geleneklere ihanet ettiği kanısı çok güçlüydü. Bu, göreceğimiz gibi, hükümetin felaketi olacaktı. DP döneminde laiklik politikalarının gevşetilmiş olması, muazzam kentleşme olgusu yüzünden kırsal kesim kültürünün daha da hissedilir hale geldiği kentlerin günlük yaşamı içinde, İslâmı çok daha belirgin hale getirmişü. Türk aydınları o zaman -ve sonraları- bunu İslâm'ın dirilişi olarak algıladılar; aslında, faaliyet gösteren köktendinci topluluklar bulunmasına karşın, İslâm'ın dirilişi denilen şey yalnızca, halk kitlesinin yaşamaya devam eden geleneksel kültürüydü; eskinin bağımlı sınıfı kendini ifade etme hakkını yeniden ısrarla savunuyordu.
Sayfa 271·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Reklam