Tanzimat dönemine sadece dış siyasal müdahaleler, idari reformlar, ya da ekonomik bütünleşme açısından bakılması yeterince anlaşılmasını imkânsız kılar, çünkü Tanzimat sınırlı olsa da kültürel bir devrim niteliği de taşıyordu. Tanzimat döneminde devlete egemen hale gelen kalemiye mensupları -artık bürokrattılar- yeni bir tipti. Bunların yükselmelerini sağlayan şey Avrupa'yı ve Avrupa dillerini bilmeleriydi. içlerinden birçoğu bu bilgileri Babıâli'nin Tercüme Odası ve Tahrirat-ı Hariciye Kalemleri'nde ve diplomatik hizmetlerde edinmişlerdi. Bilgileri de tarzları da yeniydi. Redingot ve fes giyiniyor, artık sık sık görüştükleri Avrupalıların arkadaşlığından hoşlanıyorlardı. Bu yeni yaşam tarzı Sultanlar'ı bile etkilemişti; artık toplumsal ve diplomatik toplantılara katılıyor, kendilerini başkent halkına gösteriyor, hatta çevre eyaletlere ziyaretler yapıyorlardı. Sultan Abdülaziz'in 1867'de Fransa ve İngiltere'ye yapmış olduğu seyahat görülmemiş türdendi: İlk kez bir Osmanlı hükümdarı barışçıl amaçlarla yabancı toprağına ayak basıyordu!
“Islahatların babası” Reşit Paşa, onun yetiştirmeleri olan ve imparatorluk işlerini 1850-1860'larda yöneten Âli ve Fuat Paşalar, ünlü taşra ıslahatçısı Mithat Paşa, ünlü yasa hazırlayıcısı ve eğitimci Ahmet Cevdet Paşa gibileri bürokrasinin en iyi temsilcileri olan, son derece yetenekli kişilerdi. Ne var ki alt bürokratların birçoğu Batı hakkında sırf yüzeysel bilgiye sahiplerdi ve geleneksel Osmanlı usullerini züppece reddederek bu eksik bilgiye bel bağlar olmuşlardı. Bu kişilerin hem tebaasından zorla yeni şeyler isteyen merkezi bir devletin temsilcileri hem de yabancı bir kültürün taşıyıcıları olmaları, geleneksel Müslüman çevrelerde hiç sevilmeyen kişiler haline gelmelerine yol açmıştı. Batılılaşmış Osmanlı Hıristiyanları ve kuşkusuz