Bugünkü hurafeci ve bilgisiz tembellerin yerine ruh ve hareket adamlarının, fikir ve felsefe sahiplerinin geçirilmesi lâzım. Bu muhakkak. Bir dini hayat ki ilme düşmandır, felsefeye düşmandır, insan hayatının her günkü tecellilerine yabancıdır; bu hayatın çoktan feyzini kaybetmiş, çürümüş varlığının bir halka musallat olması, o halkın vicdanını karanlıklara gömmeye elbette mahkûmdur.
Şimdiki halde, iradesi bitmiş, kendine imanı çökmüş, mazisi tamamen yıkılmış, Allah'a imanı sarsılmış, olan bir nesil karşısında, onun kadar bitik ruhu, soluk ve renksiz çehresi, hemen çökecekmiş gibi dermansız vücudile ayakta duran bu şehir, kendi meçhul kurtarıcısına beş yüz yıllık Türk-Müslüman tarihinin ağzından şöyle fısıldıyor: "Allah rızası için!"
Bu şehrin insanları böyle, zamanları, zevkleri, kararları, söz alma ve verme iradeleri, sıhhatleri, şerefleri, hülâsa her şeyleri, ama her şeyleri her an çalınarak yaşıyorlar ve bunun farkında değiller.
"Allah rızası için!" Allah'ın dilenciliği en çok levm ettiği bir dinin halkı ne kadar da dilencilere düşkün, bunlar ne kadar da hürmetsizce dileniyorlar!