Sayfalar ilerledikçe kendimi yalnızca bir hikâyenin içinde değil, sanki eski bir Japon masalının rüyasında yürüyormuş gibi hissettim. Özellikle tapınaktan sonra açılan o dünya… bir anda gerçeklik genişledi ve kitap beni doğrudan Ruhların Kaçışı atmosferine taşıdı. Sanki loş bir sokakta yürüyordum, rüzgârın taşıdığı tütsü kokusunu duyabiliyordum.
Kitabın en sevdiğim taraflarından biri, Japon kültüründeki ruhlar, lanetler ve tuhaf varlıkların korkutucu olmaktan çok büyülü hissettirmesiydi. Her şeyin içinde hafif bir hüzün, eski bir yalnızlık ve masalsı bir gizem vardı. Bu yüzden okurken yalnızca merak etmedim; aynı zamanda o dünyanın içinde kaybolmak istedim.
Karakterlerin enerjisi de beni çok etkiledi. Özellikle başroldeki karakter bana zaman zaman Yürüyen Şato filmindeki Howl’u hatırlattı. O hafif mesafeli ama derinlikli hâli, gizem taşıyan tavırları ve kırılganlığı… Kitabın duygusunu daha da unutulmaz yaptı benim için.
En çok sevdiğim şeylerden biri de kitabın bağırmadan duygusal olmasıydı. Büyük dramatik sahneler yerine sessizliklerle, küçük detaylarla ve atmosferle etkiledi beni. Bitirdiğimde üzerimde tuhaf bir his kaldı; hem huzurlu hem melankolik. Uzun süre aklımda kalacağını hissettiğim kitaplardan biri oldu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabı okurken çoğu zaman bir romanın içinde değil de kendi bilinçaltımın koridorlarında dolaşıyormuşum gibi hissettim. O kadar sembolik, o kadar katmanlı ve o kadar “içeriye doğru” akan bir anlatımı vardı ki bazı sayfalarda durup sadece düşünmek istedim.
En çok etkilendiğim şeylerden biri, olaylara alışılmış yerden bakmamasıydı. Özellikle iyi-kötü, ışık-karanlık gibi kavramları ele alış biçimi beni çok sarstı. Çünkü kitap insanın sadece “iyi” tarafıyla değil, bastırdığı, korktuğu, sakladığı taraflarıyla da bütün olduğunu fısıldıyor. Ve bunu yaparken yargılamıyor.
Bazı karakterler gerçek bir insan gibi değil de bir his, bir eşik, bir iç ses gibi geldi bana. Bu yüzden kitabı okurken zaman zaman gerçeklik duygusu bile değişti. Rüya ile gerçek arasında yürüyen bir atmosferi vardı.
Yumurta, kuş, işaretler, karşılaşmalar… Hepsi bende uzun süre kalacak imgeler bıraktı. Özellikle insanın kendi kabuğunu kırması fikri kitabın ruhuna çok güçlü bir şekilde işlenmişti.
Demian bana bir hikâyeden çok bir dönüşüm hissi bıraktı. Bitirdiğimde “çok güzel bir kitap okudum”dan ziyade, sanki içimde uzun zamandır sessiz duran bir tarafla yeniden karşılaşmışım gibi hissettim.
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,6bin okunma