Yeşim Gökdoğan

Yeşim Gökdoğan
Kitaplar eşsiz bir şekilde taşınabilir büyülerdir.
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Sayfalar ilerledikçe kendimi yalnızca bir hikâyenin içinde değil, sanki eski bir Japon masalının rüyasında yürüyormuş gibi hissettim. Özellikle tapınaktan sonra açılan o dünya… bir anda gerçeklik genişledi ve kitap beni doğrudan Ruhların Kaçışı atmosferine taşıdı. Sanki loş bir sokakta yürüyordum, rüzgârın taşıdığı tütsü kokusunu duyabiliyordum. Kitabın en sevdiğim taraflarından biri, Japon kültüründeki ruhlar, lanetler ve tuhaf varlıkların korkutucu olmaktan çok büyülü hissettirmesiydi. Her şeyin içinde hafif bir hüzün, eski bir yalnızlık ve masalsı bir gizem vardı. Bu yüzden okurken yalnızca merak etmedim; aynı zamanda o dünyanın içinde kaybolmak istedim. Karakterlerin enerjisi de beni çok etkiledi. Özellikle başroldeki karakter bana zaman zaman Yürüyen Şato filmindeki Howl’u hatırlattı. O hafif mesafeli ama derinlikli hâli, gizem taşıyan tavırları ve kırılganlığı… Kitabın duygusunu daha da unutulmaz yaptı benim için. En çok sevdiğim şeylerden biri de kitabın bağırmadan duygusal olmasıydı. Büyük dramatik sahneler yerine sessizliklerle, küçük detaylarla ve atmosferle etkiledi beni. Bitirdiğimde üzerimde tuhaf bir his kaldı; hem huzurlu hem melankolik. Uzun süre aklımda kalacağını hissettiğim kitaplardan biri oldu.
Sihirli Şeker DükkânıHiyoko Kurisu · Athica Yayınları · 2025431 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 19:45
Kitabı okurken çoğu zaman bir romanın içinde değil de kendi bilinçaltımın koridorlarında dolaşıyormuşum gibi hissettim. O kadar sembolik, o kadar katmanlı ve o kadar “içeriye doğru” akan bir anlatımı vardı ki bazı sayfalarda durup sadece düşünmek istedim. En çok etkilendiğim şeylerden biri, olaylara alışılmış yerden bakmamasıydı. Özellikle iyi-kötü, ışık-karanlık gibi kavramları ele alış biçimi beni çok sarstı. Çünkü kitap insanın sadece “iyi” tarafıyla değil, bastırdığı, korktuğu, sakladığı taraflarıyla da bütün olduğunu fısıldıyor. Ve bunu yaparken yargılamıyor. Bazı karakterler gerçek bir insan gibi değil de bir his, bir eşik, bir iç ses gibi geldi bana. Bu yüzden kitabı okurken zaman zaman gerçeklik duygusu bile değişti. Rüya ile gerçek arasında yürüyen bir atmosferi vardı. Yumurta, kuş, işaretler, karşılaşmalar… Hepsi bende uzun süre kalacak imgeler bıraktı. Özellikle insanın kendi kabuğunu kırması fikri kitabın ruhuna çok güçlü bir şekilde işlenmişti. Demian bana bir hikâyeden çok bir dönüşüm hissi bıraktı. Bitirdiğimde “çok güzel bir kitap okudum”dan ziyade, sanki içimde uzun zamandır sessiz duran bir tarafla yeniden karşılaşmışım gibi hissettim.
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,5bin okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Bu kitabı okurken bir hikâyeye dışarıdan bakmıyorsunuz. Aksine, bir canlının iç dünyasına davet ediliyorsunuz. Ve bu davet çok nazik değil… oldukça gerçek, oldukça sarsıcı. Atlarla bir şekilde yolu kesişmiş biri olarak, okuduklarım sadece kurgu gibi gelmedi bana. Daha önce hissettiğim ama tam adını koyamadığım birçok şeyi bu kitapta gördüm. Bir hayvanın “itaat” gibi görünen davranışlarının arkasında neler olabileceğini, sessizliğin her zaman huzur anlamına gelmediğini çok derinden hissettirdi. Zor bir kitap… çünkü yüzleşmek zor. Ama aynı zamanda çok kıymetli… çünkü hatırlatıyor. En çok da şunu: Her şey değişir. İyi olan da, zor olan da… hiçbir şey sabit kalmaz. Bu düşünce bazen insanın içini acıtıyor. Ama bir yandan da garip bir şekilde yumuşatıyor. Eğer kalbinizle okuyabileceğiniz bir kitap arıyorsanız, ve biraz durup gerçekten “hissetmeye” hazırsanız… bu kitap sizinle konuşacaktır. Ama uyarayım: Bazı sayfalarda sadece okumayacaksınız… biraz da yas tutacaksınız.
Siyah İnciAnna Sewell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Bu kitabı okurken en çok hissettiğim şey yalnızlıktı. Ama öyle sıradan bir yalnızlık değil; insanın doğru bildiği şeyin içinde tek başına kalması. Aliye’nin yaşadığı tam olarak buydu. Onun yalnızlığı bana sadece bir karakteri değil, bir duyguyu anlattı. Sanki bir odanın içinde değil de, bir toplumun ortasında yapayalnız kalmak gibi. Halide Edip Adıvar’ın bu hikâyeyi yazarken sadece bir yazar olmadığını bilmek, metni daha da derinleştiriyor. O bu dönemi yaşamış, görmüş, hissetmiş biri. Bu yüzden anlatılanlar kurgu gibi değil, hatırlanan bir gerçek gibi. Kitapta beni etkileyen bir diğer şey, bastırılmış duyguların saflığıydı. Aliye’nin yaşadığı aşk… yüksek sesli değil, gösterişli değil ama çok derin. Görev duygusuyla geri çekilen, yaşanamayan ama hissedilen bir aşk. Ve belki de bu yüzden çok gerçek. Yunan komutan karakteri ise beni şaşırtan bir yerden yakaladı. Ona karşı bir mesafe koymam gerektiğini düşünürken, onun içindeki o saf duyguyu görmek beni durdurdu. Bu, iyi ve kötü ayrımının ne kadar yüzeyde kalabileceğini hatırlattı. Ama kitabın en sarsıcı tarafı şu oldu: Anlatılanların bugüne ne kadar yakın olduğu. Cehaletin, yönlendirilmenin, kalabalığın bir anda nasıl bir güce dönüşebildiğini görmek… Ve bunun hâlâ değişmemiş olması. Belki de bu yüzden Aliye’ye sadece üzülmedim. Onu biraz kıskandım. Çünkü o, en karanlık anın içinde bile bir umudun parçasıydı. Mustafa Kemal Atatürk gibi bir liderin varlığını bilmek, o umudu daha gerçek kılıyordu. Bugün hâlâ birçok kadın, içinde bir Aliye taşıyor. Yalnız kalan, anlaşılmayan, ama yine de doğru bildiğinden vazgeçmeyen… Belki fark şu: Artık bu yalnızlık tamamen sessiz değil. Bu kitap bana şunu hatırlattı: Bazen bir insanın direnci, bir dönemin aynası olur. Ve bazı hikâyeler, gerçekten hiç geçmişte kalmaz.
Vurun KahpeyeHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 201913,7bin okunma
10/10
·288 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 23:01
Yeni bir şey öğretmek değil de zaten bildiğimiz, hatta belki uzun zamandır içten içe hissettiğimiz şeyleri, nazikçe önümüze koyan bir eser. Okurken en çok hissettiğim şey şu oldu: Hayatın içinde olup bitenleri ne kadar kolay üzerimize alıyoruz. Bir bakış, bir söz, bir sessizlik… Hepsini kendimizle ilgili sanmaya ne kadar meyilliyiz. Oysa herkesin kendi içinde taşıdığı bambaşka hikâyeler, görünmeyen yükler ve anlatılmamış cümleler var. Kitap bunu öyle yumuşak bir yerden hatırlatıyor ki, insan kendine kızamıyor bile. Sadece fark ediyor. Bu yönüyle kitap, Dört Anlaşma kitabındaki “hiçbir şeyi kişisel algılama” düşüncesini edebi bir dille hissettiriyor. Ama bunu öğretmek için değil, hatırlatmak için yapıyor. Ve belki de bu yüzden etkisi daha derin oluyor. Diğer yandan kitap, ilişkilerdeki ince gerilimleri de oldukça dürüst bir yerden ele alıyor. Özellikle kadınlar arasındaki görünmez rekabet, kırılganlık ve zaman zaman sertleşen ilişkiler… Bunlar yüzeyde bireysel gibi görünse de, aslında daha büyük bir yapının içinde şekilleniyor; ve en sonunda kararların hâlâ erkekler tarafından veriliyor oluşu, bu gerilimin arkasındaki görünmeyen yapıyı sessizce hatırlatıyor. Kitap bu noktada kimseyi suçlamadan, sadece göstererek düşündürüyor: Belki de mesele kişiler değil, içinde bulunduğumuz düzen. Anlatım dili ise şaşırtıcı derecede akıcı ve “tamamlanmış” hissettiriyor. Daha çok açık uçlu, kesitler halinde ilerleyen Japon edebiyatı beklentisiyle başlayan biri için bu, küçük bir sürpriz olabilir. Çünkü burada hikâye bir yere varıyor, karakterler bir şekilde dönüşüyor ve okur olarak biz de o yolculuğun sonuna kadar eşlik ediyoruz. Bu yönüyle kitap, geleneksel Japon anlatısından biraz ayrılıp daha evrensel bir roman formuna yaklaşıyor. Ama belki de kitabın en kıymetli tarafı şu:
Kichijoji'nin Kadın KitapçılarıKei Aono · Athica Yayınları · 2025191 okunma