Komploculuğun Tarihi, uzun süredir kitaplığımda bekleyen, heyecanla okumayı planladığım bir kitaptı. Bu hafta okumaya başladığımda beni sukutu hayale uğratan bu eser, umduğumun çok ötesinde başarısız diye ifade edebileceğim bir çalışma olmuş. Kitap Avrupa düşüncesinde Komploculuktan bahseden sürekli atıflarla dolu, yazardan öte konunun asıl sahibi düşünürlerin görüşlerini içeriyor. Yazarımız da bir akademik çalışma titizliğinde sürekli olarak Avrupa düşünürlerinin ifadelerini sanki mutlak doğruymuş gibi aktarıyor, herhangi bir yorum yada çıkarımda bulunmuyor.
Örneğin, kitabın dördüncü bölümünün başında italik olarak yazılmış “ Siyasi birlikteliklerin özgür olduğu ülkelerde gizli cemiyetlere rastlanılmaz. Amerika ‘da sayısız hizip vardır ancak komplolar yoktur” – Alexis de Tocqueville, Democracy in Amerika
İfadesini kabul edilmiş doğru bir hüküm gibi üst başlık halinde yazmak ve bu yanlış hükümle ilgili en ufak bir değerlendirmenin olmaması, bende yazarımızın bu kitabı yazmasındaki gayesi neydi acaba? Sorusunu sormama neden oldu.
Herhangi bir sıradan okuyucu kitabı eline aldığında, ilgisini çekiyorsa konuyu öğrenmeye, ilgisini çekmiyorsa yazarın konuyu izah ve ispat metodunu öğrenmek ister. Bu kitap Komplo konusunu izah etmekten öte hakikatin etrafında gezip/gezdirip Avrupalı düşünürlerin konuyu nasıl anladıklarından bahsetmekle yetinmiş. Konunun etrafında dolaştığı içinde sağlam bir izahat ve kesinlikle ispat/ delillendirme barındırmıyor.
İçerikte yakaladığım birkaç husus ise ziyadesiyle beni rahatsız etti;
Birincisi, Paris de Yahudilerin erkek çocuklarını kaçırıp kendi putları için kurban ettikleri, sonrasında halkın galeyana gelerek Yahudileri öldürdükleri konusunda, Yahudilerin günah keçisi olarak lanse edilmesi ifadesi sanki Yahudiler kuzu kuzu yaşayan masum