ceren deniz

ceren deniz
@kabuklu_karbon
Puan vermedi·640 syf.··
2024 6. kitabı
tamam, bu seriyi sevmeyenlere hak verebilirim. Fazla fantezik, uygunsuz yer ve koşullarda sevişiyorlar ama ne yapiyim ki? fantastik uçarılıklarına inanılmaz bir tutku besliyorum. Minyatür, gerçek dünyayı ve ondan esinlenerek oluşan sonsuz fantastik diyarları seviyorum. Çünkü okurken fark ediyorum: fantastik diyarlarda aşklar fazlasıyla aşırı, mücadeleler günümüzde yaşanamayacak kadar evrensel hatta ve hatta tanrıların taraf tuttuğu dünyalar. ama yine de gündeliğin içinde mutfakta bugün ne pişirsek tartışması yaşayan iki kişinin, tanrıları uyandırmakla ve vampirlerin kökünü kurutmakla görevlendirildikleri ilginç dünyaların içine konulmaları işini seviyorum. tüm bu kocaman olayların ve kocaman savaşların esintisinin o ufak mutfaktan doğuyor olmasını belki de. ve gözlerimi dolduracak kadar histerik bir şekilde dünyayı değiştirme konuşmalarını okumayı da seviyorum. kişinin gelişiminin sınırlı olduğu bu dünyanın aksine, peçenin arkasından çıkan tanrıların var olabiliyor olmasını seviyorum. mavi gezegenden çıkan minyatür hislerin birinin kaleminde bu kadar büyük sonuçlar oluşturabiliyor olmasını üstüne üstlük bunun okuyucuya hiç de saçma gelmemesi işini seviyorum. Kocaman ihanetlerin aklanabilmesini, tüm hataların -ve tanrıların doğuşuna dek bilinen geçmişin- birbirine karışıp kaynaşarak doğru-yanlışı yok ediyor olmasını ama yine de o histerik duygunun ve o fantastik "devrimin" var olabiliyor olmasını seviyorum. sanırım merhamet için savaşmak var olan her evrende en kutsal mücadele olduğu için-hiçbir fikrim yok. sonuç olarak, birbirini tekrar eden esprilerin ve tek bir karakterin ne kadar "NE KADAR" güçlü olduğunun okura aşılanması için yazılan onca safsatanın neden beğenilmediğini anlıyor ama yine de açık cinselliğin keşfinin, duygusallığın fantezik sonuçlarının, buz küpü
Yaldızlı Kemikler TacıJennifer L. Armentrout · Dex Kitap · 2022593 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·328 syf.··
2024 5. kitabı
Louisa May Alcott'un yaşamı biraz olsun incelendiğinde, Küçük Kadınlar ve İyi Eşler'in, dönem anlayışlarına kadın rollenmeleri üzerinden karşı çıkan en önemli kitaplardan olduğu savını çökertmek epey kolay aslında. Zira Louisa, yay burcunun özelliklerini fazlasıyla gösteren bağımsız, uçarı ve az biraz da afyon bağımlısı bir aktivisttir kendisi. Jo'nun kocaman el ve ayaklarının, korsan rollenmelerinin, dimdik başının böyle bir kadının zihninden çıkması hiç de şaşırtıcı değil, demek istediğim. Fakat gelgelelim, bana göre Jo karakteri yazarın yayıncının baskısına tümüyle girmediğinin işareti bir duruş yalnızca. Küçük Kadınlar, yayıncısının Louisa'dan isteği üzerine yazılmış ve ailenin tek geçim kaynağının Louisa'nın romancılığı olduğu düşünüldüğünde bu geri çevrilebilecek bir teklif değil tabii ki. Bunun üzerine de Louisa, dönemin kız çocuklarına ve küçük kadınlarına "ders niteliğinde" olan bu eserini yayımlatıyor. Ama gelin görün ki, kitap özünde tutkularının peşinden giden bağımsız kadınlar olmayı öğütlemiyor da sanki bir evliliğin içinde de kısmi hayaller gerçekleştirilebilir mesajı vererek dönem düşüncelerine ılımlı yaklaşmaya çalışıyor. Ne tesadüf, bir eş arayışında olmayan ve iyilik timsali genç kızlarımızın hepsi hikayenin sonunda mutlu bir evlilikle "ödüllendiriliyor." Hatta öyle ki yayıncıya boyun eğmeyen ve kitap için belki de risk oluşturan tek karakter olan Jo dahi, dünyasını bir erkekle paylaştığı eve dek daraltmayı kabul ediyor ve daha kötüsü; Jo, bundan zevk alacak bir karaktere dönüştürülüyor yazarımızın kendi elleriyle. Hatta Louisa'ya daha da öfkelenecek olursak, Jo'nun payına düşürülen adamın nispeten daha yaşlı olmasıJo'ya biçilen ufak bir ceza dahi olabilir! Sözün kısası; Küçük Kadınlar'ın bir başkaldırıdan çok baskıyı pembe renklere boyamaktan
Küçük KadınlarLouisa May Alcott · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202019,5bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2024 2. kitabı
polonya'da bir kuş var, uçtuğu her yerden topladığı şarkıları ve dinlediği hikayelerin en güzel satırlarını minicik göğsüne saklıyor; oradan dünyaya açılıyor. bir süre için, üzerlerindwn habersizce geçtiği tüm insanlara başka bir dünya ümidini aşılıyor: savaş şarkılarının yalnızca eski ölü ruhları yüceltmek için söylendiği, müziğin mağara duvarları dışında taşındığı ve en cesurca hikayelerin dahi yüksek seslerle, kitleler önünde, tüm dünyayı kucaklarcasına ve tüm dünyaya haykırırcasına okunduğu bir dünya... bu kitap, size ne kadar antimilitarist olduğunuzu sorgulatıyor. çünkü ülkenizi size bir fanus yapanlardan kurtulmak için kan dökmeniz gerekir. işte herkes bu noktada kendi fikrini edinir ama en azından bence, kurtuluş mücadelesinin olayı alışmamak, alışmayı reddetmek. tıpkı janek'in de dediği gibi: dünya bir çuval ve bir gülünç miktardaki besinini taşımak için asırlardır hunharca yol alan karıncalar gibi, bir kısır döngünün içinde insanlığımızı gülünç durumlara düşürüyoruz, ve ne yazık ki karıncalar kadar dahi ilerleyemiyoruz. ama yine de şoklardayım, çünkü yazar nasıl hem o kurtuluş mücadelesinin azmini, umudunu, istikararını bu kadar coşkulu vermiş hem de tüm bunları asla kurtulamayacağımız bir kara leke olarak resmetmiş çözemiyorum. son insanlık kırıntılarını ormanın bir köşesine tıkıştırarak özgürlük hikayeleri anlatan ve müzikle ruhlarını kutsayan bu insanları, deyim yerindeyse, damarlarınızdaki kanın en derinlerinde hissedeceksiniz. ve tabii ki de, kitaba göre bize bu hikayeyi kazandıran ve insan ruhunun kutsallığını soğuk bir savaşın ortasında canlı tutmayı başaran özgürlük habercisi Dobronskiyi'de.
Polonya'da Bir Kuş VarRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 2023384 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2024 1. kitabı
senelerdir disiplin, disiplin, disiplin sloganıyla büyütülmüş olan çocukların hayatına bir gün ansızın edebiyat öğretmeni maskesi altında bir kaçık girer. hem de ne kaçık! kocaman tahtayı tek bir deyimle doldurması mı dersin, sıraların üzerinde hoplayıp zıplaması mı dersin, müfredat kitaplarını yırttırıp yırttırıp çöpe attırması mı dersin yoksa şiirin en cesur ve dürüst halini öğrencilere korkmadan öğretmesi mi dersin... demem o ki, bu Bay Keatings ya da "Kaptan, Benim Kaptanım!" olacak bu çatlak, bu yalnızca erkekleri barındıran okulun öğrencilerini bir gerçekle tanıştırıyor, tanıştırmak ne kelime, belki de 17 yıldır farkında dahi olmadıkları bir gerçeği suratlarına çarpıyor: beyler, siz kim olduğunuzu dahi bilmiyorsunuz! işte efendimiz, bu adam bizim öğrencilerin içine yepyeni bir dünyanın tohumlarını ekiyor, ya da bir zehir enjekte ediyor mu demeliydim? e tabii bizim çocuklar ipli kuklalar gibi oynatıldıkları 17 senenin ardından özgürlük kelimesini kuşanınca, bir tsunami olarak dalmaya çalışıyorlar Kaptan'dan öğrendikleri tutkulu dünyanın içine. Tutku o denli gözlerini bürüyor ki, kimi kendine yepyeni bir isim koyuyor, kimi ömründe çıkarmadığı kadar yüksek sesle sınıfın ortasında çığlık atıyor, kimi sıkı ailesinden gizli bir Shakespeare oyununa dahil oluyor kimi de platonik bir aşkı hayatının merkezine koyuyor. ama tutkuyu kaçık bir edebiyatçıdan miras aldıklarından nihayetinde hepsi kendilerini ıssız bir mağarada şiirler okuyan çok eski bir derneğin yeni üyeleri olarak görüyor. ama gel gör ki, ne bu mağarada onlardan başka bir dinleyici var ne de bu tutku evreni onların sandığı kadar uçsuz bucaksız, engelsiz bir yol. bu dünyayı çevreleyen takım elbiseli elemanların devasa gölgelerinin farkında bile değiller ve ne yazık ki içlerinden biri bununla yüzleştiğinde
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 202233,1bin okunma