Kuytu Köşede Bir Şerbet
Yılların akışı içinde, gerçeklik ile irrasyonalitenin birbirine karıştığı o bulanık düzlemlerde, insan bazen kurgulu bir dünyanın içinde yeni kurgulara dalıyor. Hasretler, sevinçler, hicranlar, hasetler; arkadaşlıklar, düşmanlıklar, kıskançlıklar… Bir anda reca ile şahlanmalar, ardından yeis handikaplarına düşmeler. Pek şiddetli aşklar, sonra onlardan tiksinip kaçışlar. Kendine yabancılaşma, depresif hâller, dünyayı ve düzenini anlayamama sancısı… Saflıklar vardı bir zamanlar; emekle, sancıyla çizilmiş kırmızı çizgiler vardı. Fakat o çizgilere durmadan gerilla saldırıları yapıldı. Yağmalar, ihlaller, çöküşler yaşandı; iç duvarlarda delikler açıldı. İnsan kendinden nefret etmeye, insanları affedememeye başladı. Varoluş, boğazda düğümlenen bir soru hâline geldi. Bir yanda din membaından gelen soğuk, ferahlatıcı şerbetler vardı; kalbe serinlik veren, insanı bir anda dirilten ilahî esintiler… Bir yanda da şimşek hızında kat edilen yollar, sağdan soldan yükselen hiççilerin çığlıkları, hedonistlerin kendi bedenlerini kutsallaştırmaları, herkesçe alkışlanan sahte putlar… Ve biz yine kuytu bir köşede kaldık. Yine sağa sola savrulduk. Kesiklerle, kırıklarla, eksilmelerle ayrıldık kendimizden. Bir uçurumdan düşer gibi düştüm: “Hadi beni gör, beni sev ve kurtar!” diye içimden haykırdım. Fakat fena hâlde düşüyordum; kayalıklara çarpa çarpa, içimdeki bütün putların arasından geçerek… Nerede benim baltam? Şu sahte ilahların başlarını gövdelerinden ayırayım. Tuzla buz olsunlar. O asılmış ikonların yüzüne bir bıyık, bir de şapka çizeyim; sonra da kendi hâlime güleyim. Çünkü insan bazen en çok, yıktığı putların gölgesinde kendi zavallılığıyla karşılaşıyor. Şimdi yürüyorum. Reftara yürüyen bir at gibi, sallana sallana… Zümrüt çimlerin üzerinde esen yel ne kadar güzel, ne kadar
Bazen kaçışlar o kadar çok uzun sürer ki gerçekler ile tekrar karşılaşmayacağını zannedersin ama gün gelir karşında ki insanın güldüğü şey aslında senin gerçeğindir sırf gerçeğinden kaçmak için onca çaba gösterdin ama kabul günün geldi ve artık karşında o kaçtığın gerçek ile yüzleşmediğin sürece kurtulma gibi bir şansın yok.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Gitmek
Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara.. Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey.. Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor. Böyle gidiyoruz işte.
Edebiyat
Bir şeyi yüreğinde ve aklında bitirmedikçe., Gidişler ve kaçışlar çare değildir...
Alıntı
Çağrı...
"Üstünde sevişilmiş bir koltuğun üstünden sesleniyorum: Bedenini parçalamış ve hala yükselmek için uğraşıyordu, Tanrı yoktur, kaybetmeyi sevenler için, Tanrı yoktur, kazanmayı arzulayanlar için, Tanrı kimin için vardır diye sorarsan eğer, uzaklar ve kaçışlar için vardır, inanç ve reddetmek için vardır, dua ve büyü için vardır, kısacası yükselmek istediğin yer seni öldürdüğünü kabul etmek istemiyorsun. "
1000Kitap
"Bir şeyi yüreğinde ve aklında bitirmedikçe, gidişler ve kaçışlar çare değildir."