Kaçışlar,korktuğumuz şeylerdir
7/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Godot'yu Beklerken Samuel Beckett adlı eseri 2.dünya savaşı sonrası her şeyini kaybetmiş varoluşsal krizler yaşayan insanın anlam arayışını ifade eden bir eser olarak kaleme alınmış. Eserde Vladımır ve Estragon Godot’u beklerler ancak Godo ne bir insandır ne de başka bir şey. Godo, insanın ümit ederek bağlandığı neyse odur. Umuttur. Bu belirsizlik içinde sadece beklerler, beklerken de hayatın karmaşıklığında, yapılması gereken şeyler, ikili ilişkilerimiz, arzularımız,acılarımız,mutluluklarımızla bir oyalanma halindeyizdir… Zamanı böyle geçiririz. Yani aslında anlam arayışı dediğimiz şey anlamsızlığın ta kendisidir. Bunu da Godot’u beklerken bir nişan gibi taşırız,anlamsızlığa anlam atfederiz. Godot’u beklemekte ki amaç aslında insanın sorumluluk almamak için sığındığı bir sığınaktır. Bir kurtarıcı bekler,ama o kurtarıcı asla gelmeyecektir. Ve bu ümitle sırf bir şey yapmamak,çaba sarf etmemek,ter dökmemek için Godot’u beklerler. Her gün aynı yerde onu beklerler. Eserde bir çocuk her gün gelip Estragon ve Vladımır’e Godot’un bugün gelemeyeceğini ama yarın mutlaka geleceğini söyler.Bu söylem insanı zamanın bekçisi yapan ve onu orada zamanın içerisinde köleleştiren umut dolu bir söylemden ibarettir. Oyunda Pozzo ve Luky vardır.Pozzo efendi, Luky ise köle rolündedir. Pozzo gücü,otoriteyi,zenginliği,mülkiyeti temsil eder ve elindeki kırbacıyla Luky’i yönlendirir. Luky ise sistemin içerisinde eriyen insanı temsil eder,muhtaç ve yönlendirilmesi gerekli olanı. Pozzo, Luky olmadan gücünü kanıtlayamaz, Luky de Pozzo olmadan ne yapacağını bilemez. Yani ikisi de birbirine muhtaçtır,sistem bunu bilerek yapmıştır. Biri olmadan bir diğeri varolamaz. Pozzo, Luky’e sahnenin bir bölümünde Estragon ve Vladımır’in isteği üzerine düşünmesini söyler Luky’de şapkasını takıp düşünmeye başlar ancak
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110,1bin okunma
Puan vermedi·268 syf.··
2026 51. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 23:04
İçimizdeki Şeytan, insanın kendi zayıflıklarıyla ve iç çatışmalarıyla verdiği mücadeleyi anlatan güçlü bir eser. Romanın merkezinde yer alan Ömer, hayat karşısında kararsız kalan, sorumluluk almakta zorlanan ve çoğu zaman kendi hatalarını "içindeki şeytan"a yükleyen bir karakter, Macide ise temiz kalbi, dürüstlüğü ve hayata olan inancıyla Ömer'in tam karşısında duran genç bir kadın... Roman Ömer ile Macide'nin ilişkisi üzerinden ilerliyor, ama yalnızca bir aşk romanı değil, aynı zamanda insanın kendisiyle hesaplaşmasını, çevresinin etkisinde kalışını ve kendi kusurlarını kabullenmek yerine bahanelerin arkasına sığınışını sorgulatıyor. Sabahattin Ali, bu eserinde insanın en büyük düşmanının çoğu zaman dışarıdaki insanlar değil, kendi içinde büyüttüğü korkular, zaaflar ve kaçışlar olduğunu etkileyici bir dille anlatıyor.
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2021208,9bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Benim için harika bir kitaptı
10/10
·624 syf.·
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Bazı kitaplar vardır, okurken güzel vakit geçirirsiniz; bazı kitaplar vardır, bitirdikten sonra uzun süre aklınızdan çıkmaz. Kelebek benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Aslında bu kitabın adıyla yıllar önce karşılaşmıştım. Kurtlar Vadisi’nde, daha sonra da Ezel’de duyduğumda merak etmiştim ama bir türlü okumak nasip olmamıştı. Sonunda elime aldığımda ise karşıma sadece bir kaçış hikâyesi değil, insan iradesinin sınırlarını anlatan bir eser çıktı. Henri Charrière, yani Kelebek, işlemediğini iddia ettiği bir cinayet nedeniyle kürek cezasına mahkûm ediliyor ve hayatının büyük bölümünü özgürlüğünü geri almak için mücadele ederek geçiriyor. Fakat kitabı etkileyici yapan şey, kaçış planlarının ayrıntıları ya da yaşanan maceralar değil. Beni en çok etkileyen tarafı, defalarca başarısız olmasına rağmen bir an olsun teslim olmamasıydı. İnsan bazen günlük hayatta çok daha küçük sorunlar karşısında bile umudunu kaybedebiliyor. Kelebek ise yıllarca süren yalnızlığa, açlığa, cezaya ve umutsuzluğa rağmen özgürlüğe olan inancını kaybetmiyor. Bu yönüyle kitap bana bir macera romanından çok bir karakter dersi gibi geldi.  Kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Acaba özgürlük nedir? Dışarıda olmak mı, yoksa insanın içindeki umudu koruyabilmesi mi? Çünkü Kelebek’in bedeni yıllarca duvarların arasında kalıyor ama zihni hiçbir zaman teslim olmuyor. Belki de onu diğer karakterlerden ayıran şey tam olarak buydu. Anlatım dili de kitabın en güçlü yanlarından biri. Sayfalar ilerledikçe olayları okumaktan çok yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Tropik adaların sıcağını, hücrenin karanlığını, denizin ortasındaki belirsizliği ve kaçışların gerilimini hissedebiliyorsunuz. Kitap yaklaşık beş yüz sayfa olmasına rağmen bir an bile beni sıkmadı. Bir başka dikkatimi çeken nokta ise
1000Kitap
KelebekHenri Charrière · E Yayınları · 19706,5bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 66. kitabı
6 Şubat’tan sonra depremle ilgili çok şey okudum, çok şey dinledim. Yine de bu kitapta bazı sayfalarda durup devam etmek kolay olmadı. Çünkü burada yalnızca deprem yok. Savaş var, göç var, kayıplar var. Bir türlü yerleşik hayata geçemeyen, sürekli yeniden başlamak zorunda kalan bir insanın yıllara yayılan hikayesi var. Ali’nin çocukluğundan itibaren yaşadıklarını okurken insan bazen yoruluyor. Daha bir sorun geride kalmış gibi görünürken yenisi çıkıyor karşısına. Açlık, korku, sınırlar, kaçışlar derken yıllar geçiyor. Buna rağmen kendine bir hayat kurmaya çalışmaktan vazgeçmemesi hoşuma gitti. Çalışıp para kazanmak, sevdiği insanla aynı evde yaşamak, çocuğunu büyütmek… İstediği şeyler aslında çoğumuzun sıradan gördüğü şeyler. Nahrin ve Sara’nın olduğu bölümlerde hikayenin havası değişiyor. İlk kez telaşın yerini biraz olsun huzur alıyor. Bu yüzden deprem bölümlerine gelince içim sıkıştı. Çünkü bu kez yalnızca Ali için endişelenmedim. O günleri hatırlayan herkes gibi ben de yeniden aynı çaresizlik hissinin içine döndüm. Bir haber beklemek, bir ses duymayı umut etmek, saatlerin geçmesini izlemek… Bu kitap bende en çok insanların birbirine tutunma halini bıraktı. Yol boyunca karşısına çıkan insanlar, gördüğü iyilikler, uzatılan eller… Bazen insanı ayakta tutan şeyin büyük mucizeler değil, tam zamanında gelen küçük bir yardım olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026108 okunma
Puan vermedi·424 syf.··
2026 4070. kitabı
Serinin üçüncü kitabı olan Ölü Topraklar, önceki kitapların bıraktığı yerden hız kesmeden devam ediyor. İkinci kitabın sonu öyle bir yerde bitmişti ki elimde olmadan üçüncü kitaba hemen başladım. Çünkü hem Warwick hakkında öğrendiğimiz şeyler hem de Brexley'in kaçırılması insanı ciddi anlamda merakta bırakıyordu. Tabii ki gelenek bozulmuyor ve Brexley'i yine kaçırılmış halde buluyoruz. Bu noktada artık kızın başına gelenleri saymayı bıraktım desem yeridir. Bu kez onu kaçıran kişi hiç tanımadığı amcası oluyor ve kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Brexley'in geçmişi, kökeni ve sahip olduğu güçlerle ilgili daha fazla bilgi edinmeye başladığımız için hikâyenin gizem kısmı oldukça ilgi çekiciydi. Özellikle Brexley'in gücüne dair ortaya çıkan detaylar serinin en merak ettiğim taraflarından biri oldu. Ancak kitapta beni zorlayan bazı noktalar da vardı. İlk iki kitaba göre olayların ilerleyişi biraz daha yavaş hissettirdi. Fantastik dünya hâlâ çok ilgi çekici, savaşlar, kaçışlar ve mücadeleler oldukça heyecanlıydı ama bazı bölümlerde aynı döngüyü tekrar tekrar okuyormuşum hissine kapıldım. Üç kitaptır Brexley kaçırılıyor, kurtarılıyor, yeniden kaçırılıyor derken olay örgüsü kendini tekrar etmeye başladı. Romantik kısım ise benim için hâlâ serinin en problemli tarafı. Warwick ve Brexley arasındaki bağı ilk kitaplardan beri seviyorum. Aralarındaki çekim, geçmişleri ve birbirlerine karşı hissettikleri şeyler oldukça etkileyiciydi. Fakat yazarın bu özel bağı sürekli başka kişilerle kurulan farklı bağlarla gölgelemesi, Warwick ve Brexley arasındaki ilişkinin etkisini azaltmış. Onlara özel olduğunu düşündüğüm şeylerin zamanla sıradanlaşması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Özellikle bazı romantik sahnelerde gözlerimi devire devire okudum diyebilirim. Bir noktadan sonra "Yemişim
Ölü TopraklarStacey Marie Brown · Ren Kitap · 202574 okunma
10/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
Ayperi… Adı kadar güzel ama ruhu o kadar kırık. Kendisiyle hiçbir zaman tam anlamıyla barışamamış. Çünkü çocukken yaşadığı o olay, onun içinde kapanmayan bir yara olarak kalmış. Bu yüzden pembe renkten nefret ediyor… Çünkü o gün üzerinde pembe bir elbise vardı. Yıllar sonra, bir anda otobüse binerken travması yeniden tetikleniyor. Kaçar gibi kendini karanlık, soğuk bir parka atıyor. Ve tam da en kırılgan anında, yanına biri oturuyor: Ömer Seyirhan. Ayperi, bir daha asla görmem diye düşündüğü bu yabancıya içini açıyor. Ömer ise sadece bir yara bandı uzatıyor… Ama aslında o an, çok daha büyük bir şey başlıyor. Kader mi, tesadüf mü bilinmez… Ama yolları tekrar kesişiyor. Üstelik bu sefer Ömer’in kim olduğu ortaya çıkıyor: Narkotik Başkomiseri. Ve Ayperi’nin arkadaşı Melike sayesinde işler iyice karışıyor. Sonrası mı? Sürekli karşılaşmalar, kaçışlar, inkarlar… Ve Ömer’in çoktan düşmüş olduğu aşk. Ömer; yakışıklı, net, güçlü bir adam. Ayperi ise duvarları olan, yaklaşılması zor biri. Ama Ömer vazgeçmiyor. Ayperi kaçtıkça o yaklaşıyor. Kitaptaki yan karakterler de en az ana karakterler kadar güzel işlenmiş: Melike kahkaha garantisi, Şeyma ise tam bir “eli maşalı” karakter! Ve o sahneler… Ayperi’nin Ömer’in arabasını çizmesi, onu sapık sanıp dövmesi, üstüne bir de tekerlekli sandalyeden düşürmesi… Gerçekten kahkaha attım! Ömer’in işine gelmesi ise ayrı bir olay çünkü Ayperi onunla ilgilenmek zorunda kaldı. Kavanoz açma bahanesiyle Ayperi’yi eve çağırması, antep fıstıklarını onun elleri acımasın diye açması, film izlerken Ayperi uyuyakalınca onu izlemeye devam etmesi… Bütün bu küçük detaylar, aslında büyük bir sevginin göstergesiydi. Ayperi belki duygularını hemen kabul edemedi… Ama Ömer’in sevgisi, sabrı ve çabası gerçekten etkileyiciydi. Bu ikilinin uyumu
Tozlu Pembe ILoresima · Ephesus Yayınları · 2026501 okunma