İsmimiz kaderimizi etkiler mi ?
Puan vermedi
Sevdim bir ilk roman olmasından kaynaklanan küçük aksaklıkları saymazsak gayet başarılı ve keyifle okunan bir kitap . İsimler hep güncel bir konu. Bazen karşılaştığımız en farklı, en eğlenceli isimler üzerine saatlerce konuşuyoruz. Bazen günümüz ebeveynlerinin farklı isimler koyma çabası sosyal medyanın diline düşüyor isimler kişiliğimizi ve kaderimizi etkiliyor mu üzerinde pek uzlaşılamayan bir soru olarak kenarda bekliyor. Ben her yönümüzü etkilediğine inanıyorum. . 1987-2022 arasında geçen roman, eski bir balerin olan Cora ile doktor eşi Gordon’un ikinci çocuklarının isminin koyulup kimliğinin çıkarılması gereken sahne ile başlıyor. . Aile geleneğine göre koyulması gereken yüksek tepe anlamına gelen Gordon ismi , Cora’nın içine sinmemektedir. Ailenin ilk çocuğu Maia kardeşine Bear adını vermek ister , bir ayı gibi güçlü , sevecen ve cesur olsun diye. Cora’nın gönlünden gök baba anlamına gelen Julian geçmektedir. Ama kocasının isteğine uymazsa başına gelecekleri az çok tahmin de etmektedir. . Kitap her isim ile çocuğun dolayısıyla ailenin kaderinin nasıl yazılacağı üzerine kurulu ve böylece üç farklı hikaye okuyoruz. Bear , Julian ve Gordon… Tek kişi üç farklı olasılık… . Üç hikayenin en önemli ortak noktası baba Gordon’un şiddet faili, istismarcı bir zorba olması ve eşi Cora’yı bir hapishanede yaşatırken sadistçe, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakmasıdır.Gordon’un sahneye her çıkışında boguldum, nefesim kesildi. En nefret ettiğim roman kahramanları sıralamasında üst sınıra yerleşti . Aynı kişilerin farklı kaderler yaşaması ve bir şekilde birbirlerinin hayatlarında yer alması fikrine ise bayıldım. . Romanda kişilerin isimleriyle müsemma olması da şahaneydi: Vihaan , yeni bir dönemin başlangıcı , Mehri nazik , Maia anne
İsimlerFlorence Knapp · Domingo Yayınevi · 2026394 okunma
7/10
·542 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 18:10
Uzunluğu ilk başta gözümü korkutsa da okumaya başladıktan sonra sayfalar hızla aktı. Dili oldukça sade ve anlaşılır.Yazarın olaylara çoklu bakış açısıyla bakması benim açımdan romanı daha da güzelleştirdi. İslam’ın yayılışını, geleneksel Afrika inançlarını, köleliği ve sömürgeciliği anlatırken hiçbir tarafı bütünüyle haklı ya da haksız göstermiyor. Her birinin güçlü ve sorumlu yönlerini birlikte görüyoruz. Traore ailesinin yaşadıkları yalnızca bireysel kaderler değil; Batı Afrika’nın dini, kültürel, siyasi ve toplumsal değişiminin de bir yansıması. İdeolojik olarak bakmamış.Hiç bir tarafı aklamamış. Tarafsız bakış açısı da romana derinlik katmış. Sorun dinlerde, kültürlerde ya da halklarda değil; insanın güç, aidiyet adına yaptıklarında.Herkes biraz inancının, biraz korkularının, biraz da çıkarlarının peşinden gidiyor. Bu yüzden karakterler yüzyıllar öncesinde yaşamış olsalar bile bize son derece gerçek ve tanıdık geliyorlar.
Segu Toprak SurlarMaryse Condé · Bilgi Yayınevi · 202434 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 72. kitabı
Bugün masamı, modern sosyolojinin "kalabalıklar içindeki yalnız insan" tezini tek bir cümleyle çürüten, edebiyat dünyasının en hijyenden uzak ama bir o kadar da zihin açıcı antikahramanıyla paylaşıyorum: Garip Galip ️ Erdi Erden’in kaleminden çıkan bu 140 sayfalık novella, postmodern yabancılaşmayı öyle absürt bir kara mizahla ele alıyor ki, kendinizi aynı anda hem bir edebi sempozyumda hem de bir stand-up gösterisinde bulabiliyorsunuz :) TCDD misafirhanesinde inzivaya çekilmiş ve bir kütüphanede memurluk yapan Galip yer alıyor. Galip, varoluşsal sancılarını fularıyla saklayan o bildik entelektüellerden değil; sosyal normları ve temel kişisel bakımı tamamen reddetmiş bir kütüphane memuru. Dilsel sermayesi ise tek bir kalıba sıkışmış durumda: "Hadi ya!" Sıklıkla bu tepkiyi veriyor her şeye:) Ancak dışarıdan "duvar" gibi görünen bu adamın iç dünyası, yapısalcı bir eleştirmenin rüyası gibi. Galip, kütüphaneye gelen okurların profil fotoğraflarından antropolojik yaş tayini yapıyor, ödünç aldıkları kitaplardan onlara alternatif edebi kaderler uyduruyor. Benim için çok farklı ve keyifli bir okuma deneyimi sundu. Yazarı tebrik ediyor, bizi Galip ile tanıştırdığı için kendisine çok teşekkür ediyorum.
Garip GalipErdi Erden · Parlayan Kitap · 20267 okunma
Nicedir böyle bir kitap okumamıştım…
10/10
·312 syf.··
2026 16. kitabı
Uzun süredir okuduğum en içten, en derin cümlelerle bezenmiş, içinde gereksiz hiçbir satır barındırmayan bir kitaptı. Her bir sayfasını merakla çevirdiğim, Orhan’a sürekli neden,neden! Diye isyan ettiğim, Firdevs’e ise kötü dileklerde bulunduğum; kısacası karakterlerle bağ kurabildiğim nefis bir kitaptı. Tarık Tufan’dan okuduğum ikinci kitaptı, kalemiyle beni şaşırtmayan, koleksiyon edineceğim bir yazar olduğu kesinleşti. Bu denli güçlü kaleme sahip Türk yazarlarımızın olması beni gururlandırırken aynı zamanda da imrendiriyor; bir gün özendiğim kalemler kadar güçlü yazabilme arzusunda bulunuyorum. Kısacası Tarık Tufan beni bu sefer “kader” denilen şeyin varlığına daha da inandırdı. Kaderinde yoksa o sokaktan geçmez, o semte uğramaz, hatta o havayı bile içine çekmezsin. Bazı kaderler güldürürken, bazıları her geçişinde acı,keder,pişmanlık kokabilir… Tarık Tufan Âşıklara Yer Yok
Alıntı
Âşıklara Yer YokTarık Tufan · Doğan Kitap · 20234,533 okunma
Geçmişten Günümüze bir bakış
Puan vermedi·
“Ağlatı” bir roman değil; Mahmut Makal’ın yaklaşık kırk yıla yayılan gazete ve dergi yazılarından oluşan bir seçki. Ama kitabı okurken parçalı bir arşiv değil, tek bir uzun iç döküm okunuyormuş hissi oluşuyor. Mahmut Makal’ın en güçlü tarafı, gözlem yaparken edebiyatla gazetecilik arasındaki çizgide durabilmesi. Yazılar yalnızca dönemin sosyal meselelerini belgelemiyor; insanın iç dünyasını, Anadolu’naki değişimi ve yavaş yavaş aşınan hayatları da kayda geçiriyor. Bu yüzden kitap tarihsel bir belge gibi okunabileceği kadar, edebi bir tanıklık olarak da okunabiliyor. Metinlerde sürekli hissedilen şey, Cumhuriyet sonrası Anadolu’nun bitmeyen dönüşümü ve buna rağmen değişmeyen bazı kaderler. Köy, yoksulluk, bürokrasi, eğitim, yalnızlık, göç, yozlaşma… Makal bunları slogan diliyle değil, yaşamın içinden gelen ayrıntılarla anlatıyor. En etkileyici yanı da burada zaten: büyük laflar etmeden büyük bir memleket panoraması kurabiliyor. Kitap boyunca bir “kırgınlık tonu” var. Ancak bu kırgınlık öfkeli değil; daha çok uzun yıllar boyunca aynı yaralara bakmış bir insanın yorgunluğu gibi. Bu yüzden adı çok anlamlı geliyor: Ağlatı. Çünkü kitap insanın içinde ağır bir sızı bırakıyor. Dili sade ama güçlü. Bazı yazılar birkaç sayfada bile bir roman atmosferi kurabiliyor. Zaten Makal’ın etkisi burada ortaya çıkıyor: kısa gözlemlerden büyük insan hikâyeleri çıkarabiliyor. Bugün okunduğunda en çarpıcı taraflarından biri de şu: yazıların önemli kısmı yıllar önce yazılmış olsa da anlattığı meselelerin çoğu hâlâ güncel hissediliyor. Bu da kitabı yalnızca nostaljik bir seçki olmaktan çıkarıyor. Benim için Ağlatı, yalnızca bir makale derlemesi değil; Türkiye’nin taşrasına, insanına ve yıllar içindeki değişimine tutulmuş uzun soluklu bir hafıza kaydı gibi.
AğlatıMahmut Makal · Literatür Yayıncılık · 201517 okunma
8/10
·136 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 23:20
“İsimler değişir, kaderler değişmez; yaşanan acılar hep aynı…” Cümbezin Kızı – Ülkü Demiray 8/10 Emine Işınsu Roman Ödülü sahibi bu eserle tanıdım yazarın kalemini. İyi ki de tanımışım… Sade ama derin, sakin ama sarsıcı bir anlatım.. “Susarak kabuk bağlamasını beklediğimiz yaramızın romanı…” Daha ilk cümleden okuru içine çeken bir hikâye.. 🪻 13 yaşında Filistinli bir kız çocuğu olan Hatice’nin ağzından dinliyoruz her şeyi. Nam-ı diğer: “Suların Sultanı…” Kıbrıs’ın İngiliz sömürgesi altında olduğu dönemde, yoksulluk yüzünden aileleri tarafından para karşılığı Araplara satılan yaklaşık dokuz bin kız çocuğunun yürek burkan hikâyesi… Bu hikâye yalnızca bir göç ya da ayrılık anlatısı değil; kimliğin, aidiyetin ve “ev” duygusunun parçalanışını da anlatıyor. Hatice’nin sesi bazen bir çocuğun kırılganlığıyla, bazen de yaşamak zorunda bırakıldığı hayatın ağırlığıyla çıkıyor karşımıza. Okur olarak sadece tanık olmuyor, o suskunluğun içine çekiliyorsun… “Tepesinden tırnağına insan toprağının kokusunu taşır.” (15) “İki kadın gözlerini birbirinden kaçırıyorsa ikisinin de dağları devrilmiştir.” (41) “Güle güle gidemeyenin ardında bıraktığı hoşça kallar, bahçedeki tahta masanın üzerinde çizik çizikti.” (100) Tarihin susturduğu acıların sesi… . . .
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20241,970 okunma