Nazlıhan, Kusursuzlar'ı inceledi.
 18 dk. · Kitabı okudu · 10 günde · 6/10 puan

Birçok yönden Damızlık Kızın Öyküsü'ne benzetilen bir feminist distopya. Yeni dünyada kadınlar tamamen erkekler için üretiliyor. Mükemmel olmak zorundalar, zaten ''mükemmel'' tasarlanıyorlar. Küçük kızlar sırf kendilerini seçecek erkekler için yaşıyorlar, sürekli aç gezmek ve zayıf olmak zorundalar. Düşündüğüm zaman günümüzdeki güzellik algısı da bu yöne kaymaya başladı. Bir kadın makyajsız işe gidemez, kilolular bakımsızdır (bakım kelimesine de uyuz oluyorum gerçi) gibi bir çok algı var. Kadınların dış görünüşü de tek tip olmaya başladı. Etrafa bakıyorum herkesin saçı sarı, teni fondöten beyazı, burunlar makyajla hokkalaştırılmış. Bilmiyorum, hayatımız distopyaymış gibi hissettiğim için kitabı çok anormal karşılamadım. Kitaba dönersem aslında feminist bir distopya olduğu için Darwin ile ilişkisinin böyle sonlanacağı çok belliydi. Bu kitap süslü bir aşk hikayesi değil. Bu kitabın çarpıcı ve rahatsız edici olması gerekiyordu ki bir şeylere dikkat çekebilsin. Ben Darwin'in davranışlarını çok anlamsız buldum. Bana göre Freida'nın -öyle bir dünyaya göre- davranışlarının tutarsız olması normaldi. Çünkü kadın olarak varla yok arasında bir yerde, tabii buna var olmak denirse. Sadece beklentilere göre yapması gerekenleri yapmaya çalışıyor, ama kendi kişiliği çok farklı. O yüzden kapana kısılmış bir karakter Freida.

Anıl Kaya
"..Sessizliğin diyorum kadın,
Güneş yüzü görmeyen ve her gün
bu uğurda derisi lime lime dökülen
bir mahkumun hayalleri gibi..

Avazın çıktığı kadar susmasan,
Olmaz mı?.."

Mesut Tan, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
46 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

"Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

kenan karlı, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Aceleci kadın milleti, hepinizin alın yazısı, mutluluğu ve mutsuzluğu, bir ''an'' a bağlı bulunur.

Faust, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 260 - Kum saati yayınları)Faust, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 260 - Kum saati yayınları)
hüseyin arslan, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Romanın baş karakterleri Maria Puder ve Raif Efendi'dir. Raif Efendi içine kapanık, melankolik,sessiz ve dış dünyaya uyum sağlayamamış bir karakterdir. Hayatı boyunca birçok şeye boyun eğmiş, haksızlığa uğradığında bile buna karşı koyamamıştır. 20'li yaşlarında babasının isteği üzerine gittiği Berlin'de, sanata olan ilgisi sayesinde bir sanat galerisine gider. Galerideki tablolar arasında bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak aşık olur. Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Raif Efendi tablodaki portrenin, Andrea Del Sarto tarafından yapılmış "Madonna delle Arpie" isimli tablodaki Madonna'nın portresine benzediğini düşünür. Tabloya o kadar hayran olur ki fırsat buldukça tabloyu görmeye gider, fakat başka gözlerin onu takip ettiğini farketmez. Artık ritüel halini alan bu tabloyu seyretme seansınlarından birinde bir kadın onun yanına gelir. Bu kadın, tablonun sahibi olan sanatçı Maria Puder'dir. ........

mihrunnisa ersöz, Ölmek Kolaydır Sevmekten'i inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim...
Sevgili Ragıp Bey,
Hikayen bitti, altı ay süren ve yenilgiyle sonuçlanan bir harp miydi okuduğum ??? tabiki de değildi..savaş boyunca cebinde taşıdığın mektupları yazdım durdum her gece ben. Dilara Hanım, o vazgeçmediğiniz vazgeçemediğiniz kadın..özlediğiniz geceler boyu. Yok yok bu şekilde sevilmek istemez hiçbir kadın.
Arada aklıma gelirsiniz oturur sizi düşünürüm belki, kim bilir?..hatta arkadaşlarıma sizden bahsederim belki. Oturur arada tekrar tekrar okumadığınız o üç mektubu yazarım. Dilara Hanım size kal diyemeyişinin pişmanlığını yaşamış mıdır bilmiyorum ama bildiğim bir şey var, harp boyunca tek amacı sizin iyilik haberlerinizi almak oldu. Bu sayede bir aşık bile kazandı ama kendisine duyulan bu aşka karşılık veremedi. Bana kalırsa o gazeteciye gönlünü kaptırdı da işte, serde size duyduğu saplantı haline gelen aşkı engel oldu ona..
Mart ayını neredeyse yarıladık, bütün cemreler düştü, havalar ha ısında ha ısınacak. Kışı hastalanmadan bitirdim ama sanki şimdi hafif bir kırgınlık var üzerimde, nezle mi grip mi oldum bilmiyorum ikisini hep karıştırırım zaten. Sanırım nezle olunca burnumuz akıyordu işte ondan oldum, nane limon içiyorum iyi geliyor sanki..sonra yine çay içiyorum..
Şimdi ne okuyacağım bilmiyorum??? Belki biraz Samuel Beckett okurum .Ne diyordu Beckett; Yeryüzünün gözyaşları hep sabit kalır. Biri ağlamaya başlamışsa, başka bir yerde bir başkasının gözyaşları dinmiştir. O yüzden ne zaman benim ağlamalarım dinse şimdi kim ağlıyor acaba diye merak etmiyor değilim.
Ooo vakit ilerlemiş fazla vaktinizi almayım....ben de, size hemşire Efronya ile mutluluklar dilemek istiyorum ama cebinizde Dilara Hanım’ın mektuplarıyla ne kadar mutlu olursunuz bilemiyorum..kalın sağlıcakla..