Yaşlı kadın sıska kollarından birini uzattı. "Şu lekeleri görüyor musunuz?" Teninde derine işlemiş yara izleri vardı. Simon yutkundu.
"Bir gece yarısı zebaniler geldi. Korkunç dişleri olan ufak yeşil şeyler beni tutup yere yatırırken, azman biri beni sorguya çekti. Kurtulmak için boğuşurken, pençeleriyle kol ve bacaklarımda çizikler açtılar. Kitabın bende olmadığını, babamın alıp götürdüğünü anlattım onlara. Ama sözlerim hiç fayda etmedi. O geceye kadar sırtım düzdü. Daha sonra böyle kamburumsu yürümek zorunda kaldım.
"Çizikler Melvina için bardağı taşıran son damla oldu. Kendi kendimi kestiğime inanıyordu. Olanlara bir türlü aklı ermediği için... Sonunda beni buraya gönderdi."
Kadın kılığına bakın o devirden bu devire: Ferace, derken çarşaf, sonra tango çarşaf, derken manto, derken büsbütün açılış ve anadan doğma halden beterine geçiş...
Batılılaşma dâvasından en mânalı örnek bugünün kadını... Saçı, başı, kirpiği, burnu, dişi hep takma...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Annem öldüğünde daha on altı yaşındaydım. Bir yıl sonra eski malikanemize taşındım. Oraya çekidüzen vermek için elimdeki azıcık parayı kullanmaya çalıştım. Burguluçivi hala oradaydı tabii, ama başka şeyler de vardı. Kimi zaman karanlıkta gizlice dolaşan şekiller görüyordum. Derken bir gün saklanmaktan vazgeçtiler. Babamın kitabının bende olduğunu sanıyorlardı. İkide bir çimdik ve yumruk atarak, kitabı onlara vermem için diretiyorlardı. Oysa kitap bende değildi. Babam asla onu asla bırakacak tipte biri değildi."
Jared konuşmaya yeltendi, ama anılarına dalmış olan teyzenin onu farketmesi olanaksızdı.
"Bir gece cinler bana bir meyve getirdiler. Üzüm tanesi büyüklüğünde ve gül kadar kırmızı bir şey. Bir daha beni incitmeyeceklerine söz verdiler. Ben de o ahmak kafamla, meyveyi aldım ve kaderime kötü damgayı vurdum."
Jared Pamuk Prenses ile elmaları düşünerek, "Zehirli miydi yoksa?" diye sordu.
Yaşlı kadın garip bir tebessümle, "Bir bakıma öyle," dedi. "Hayalini kurduğum her türlü yiyecekten güzel bir tadı vardı. Ancak çiçeklerde olabilecek bir tattı bu. İnsanın adını pek koyamadığı bir şarkının hoşluğuna benzer bir tat... Onu yedikten sonra normal insan besinleri talaş ve kül gibi gelmeye başladı. Açlıktan ölecek olsam bile, içim kaldırmıyordu onları."
Feminizm ya da kadın kurtuluşundan söz etmek için henüz çok erken olsa da, Jön Türk döneminde kendi savaşını veren bir kadın örgütünün kuruluşuna tanık olundu.
Bugünün genci kendisini, sokağa, kadın bacağına, sinemaya, şuna, buna, hayata karşı müdafaa edebilecek bir zırhın içine girmeye mecburdur. O zırhı da kendisinden başka giydirebilecek yoktur