Günümüzde nesnel olarak ölçülebilen şeylerin zihinlerimizden bağımsız"gerçek" birer varlik sürdürdügüne inanmaya
devam ediyoruz. Bilimkurgu yazar Philip K. Dick' in söyledigi gibi gerçeklik, "ona inanmaktan vazgeçtiğinizde ortadan kaybolmayandir."
Zenginlik, yasadigin hayattan maksimum zevk alacak kadar imkâninin olmasidir. Sahsen ben çok parasi olmayan bir sürü subay tanidim ama hepsi çok zengin adamlardi.
Zenginlik, istedigine ulasabilmek demektir. Her seyi alamiyorsun ama ulasabiliyorsun.
Ama bakış açısını anlamak çok kıymetlidir. Atatürk önce verilere bakiyor ve karsisindaki problemi tayin ediyor. Sonra bu problem hakkindaki verilere bakiyor ve problemi çözmek için bir hipotez uyduruyor. Evet, kelimenin tam manasıyla uyduruyor. En son da hipotezini uygulamaya başlıyor. Hipotezin yanlış olduğunu gördüğü an ise geri dönüyor ve yeni bir hipotez geliştiriyor. Bu geri dönme isini, politikacıların yüzde doksanı beceremiyor dünyada. Geri adım atamıyorlar, Atatürk’ün ise en büyük vasfi budur. Yani Atatürk büyük adam olmak niyetinde ve alkis pesinde de degil. Atatürk en önemlisi oy pesinde de degil. Atatürk sadece problemi çözmenin pesindedir.
Icap ederse de zor kullanarak. İşte diktatörlüğü de buradan geliyor. Örnegin Sakarya Savaşı’ndan sonra meclis Atatürk'ü
başkumandan yapalim mi yapmayalim mi diye tartisiyor. Atatürk çıkıyor kürsüye "Orduyu bassiz birakmadim, birakmiyorum, brakmayacagim!" diyor. Sonra da oybirligiyle seciliyor. Çünkü Atatürk, çevresindeki adamların çok sinirli vasiflara sahip oldugunu biliyor. Zaten dünyanin her yerinde politika böyledir, bir sürü aptal işin içine girer. Fazla demokrasicilik oynamaya kalkarsan, bir sürü aptala teslim olmak zorunda kalirsin. Atatürk, aptalliga hiçbir zaman teslim olmamis bir adamdir.