1948 Peru darbesi... General Manuel Arturo Odría Amoretti'nin başkanlığında, 27 Ekim 1948'de Arequipa'da gerçekleşen ve kendisi tarafından "Onarıcı Devrim" diye adlandırılarak, José Luis Bustamante y Rivero hükümetini indirerek yönetimi ele geçirdiği, "Ochenio" olarak bilinen 8 yıllık, Peru için militarizme dönüş, liberal ekonomik politikalar, APRA liderlerinin baskı ve zulmü ve kentli halk sınıfları üzerinde manipülatif popülizm anlamına gelen bu diktatörün yönetim sürecinin; baskılar altında, 1956'da genel seçimler düzenlemek zorunda kalarak ve başkanlık seçimlerini Manuel Prado Ugarteche'ye karşı kaybedişine tanıklık eden yazarımızın kaleminden dökülenlere
şöyle bir bakınca, siyaset yapanlar ile siyasete maruz kalanlar arasında okyanusları aşan bir fark var mıydı? Bence yoktu. Evine ekmek götüremese de kerhane/meyhane yoluna uğramadan evine gitmeyenler ile para içinde yüzüp bir evi kerhane/meyhaneye döndüren insanlar. Aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya aynı orantıda birbirine kuyu kazan, yüze gülen, zaaflar üzerinden entrikalar çeviren, eğitim seviyesi yüksek olsun olmasın zekiliği, kurnazlığı ve sinsiliği ile her şeyi kendi lehine çevirmenin yolunu bulabilenler ile bunların tuzaklarıyla pusulalarını şaşıranların, yaka silktiren ilişkileri. Güç ve maddiyata sahip olmanın verdiği konforla, olmayanları aşağılayanlar ve olmadığı için bu aşağılamaya katlanan mazlumların yanı sıra bu düzene ayak uyduran yalaka takımları... "Bakanlığın önerdiği ücret artışı gayet makul,", "Pereira işçileri ikna etsin, bu talepler listesi tartışması son bulmalı. Orada gergin bir ortam yaratılıyor ve gerginlikler ajitasyon için elverişli bir ortam doğurur.".... "Neyin uygun olduğunu ya da neyin olmadığını uzun zamandır bilmiyorum," ... "Tek bildiğim bana uyan ya da uymayan." sözlerin
Bir solukta bitecek nefis bir öykü. Okurken anlatıcının yerinde hissetmemek çok zor. Çizimleri de kitabın keyfini bi' hayli arttırmış. İçsel bir yolculuk anında katkısı olabilir
Substrack mı Goodreads mi nereden denk geldiyse bir yorum bir övgü veya bir gönderme ile okuma listeme almışım. Hiç kitap yazmadığım için ve bunun ne kadar zor olduğunu bildiğim için beğenmedim eleştirisinde duracağım.
Ortaöğretim çağında çocuğunuz varsa okutun
Seoul’un karmaşasından kaçıp küçük bir köye sığınan Yujin’in, eski bir evi kitap mutfağına dönüştürmesi ve burayı hem kafe hem konaklama yeri yapması fikri baştan sona çok çekici geldi. Tarçınlı kurabiyelerin kokusu, pencereden görünen dağ manzarası, ateş böcekleriyle dolu yaz geceleri ve raflardaki kitaplar… Okurken gerçekten o köydeymişim gibi hissettim, huzur doldu içime.
Yujin’in kendi yaralarını da yanına alıp bu mekânı kurması ve farklı hayatlardan konukların burada kısa süreliğine de olsa kendilerine gelmesi güzel işlenmiş. Her konuğun kendi hikâyesiyle gelip, mutfakta sohbet ederken veya kitapların arasında gezinirken bir nebze iyileşmesi, küçük mutlulukların gücünü hatırlatıyor. Özellikle mevsim değişimlerini ve doğayla iç içe geçen günlük ritüelleri anlatan kısımlar çok akıcı ve sıcacık.
Fakat tam 6 puan vermemin sebebi var: Hikâye yer yer fazla “her şey yoluna girecek” moduna giriyor, karakterlerin dönüşümleri biraz hızlı ve yüzeysel kalıyor. Benzer “kitap kafe + iyileşme” temalı romanları sevenler için de yeterince yeni bir tat sunmuyor maalesef. Tempo oldukça yavaş, bu da bazı bölümlerde sayfaları çevirirken “acaba bir şey olacak mı” dedirtti.
Yine de eğer hayatın gürültüsünden bunaldığınız bir dönemdeseniz, yeni başlangıç hayalleri kuruyorsanız veya sadece birkaç saatliğine sakin bir köşeye kaçmak istiyorsanız keyifle okuyacağınız bir kitap. Okuduktan sonra insanın içi ısınıyor, kitaplara ve küçük ritüellere olan sevgisi tazeleniyor. Özellikle sonbahar-kış aylarında battaniye altında okumak için biçilmiş kaftan.
Kısaca: Büyük bir edebi başyapıt değil ama samimi, sıcak ve iyi niyetli bir mola kitabı. Ben okuduğuma memnun oldum, ara sıra o mutfağın ve köyün havası aklıma geliyor hâlâ. Kim Jee-Hye’ye teşekkürler. İyi okumalar dilerim.
"Bazı yerler vardır, insan daha ilk adımını attığında eve gelmiş gibi hisseder."
Merhabalar canlarım
Ben geldim ve bugün sizlere sonbaharın tüm güzelliğini, kahve kokusunu ve küçük kasaba sıcaklığını sayfalarına sığdırmış o kitapla geldim. Laurie Gilmore'dan Pumpkin Spice Kafe ile sizlerleyim.
Jeanie Ellis, Boston'da yaşayan ve yıllardır aynı düzen içerisinde sıkışıp kalmış bir yönetici asistanıdır. Sürekli başkalarının hayatını kolaylaştırırken kendi hayallerini erteleyen Jeanie, teyzesi Dot'un vefatının ardından Dream Harbor kasabasındaki Pumpkin Spice Kafe'yi miras alır. Hayatında ilk kez kendisi için bir karar veren Jeanie her şeyi geride bırakarak bu küçük kasabaya taşınır ve yeni bir başlangıç yapmaya çalışır.
Logan Anders ise Dream Harbor'ın sessiz, huysuz ve insanlarla arasına mesafe koyan çiftçisidir. Geçmişinde yaşadığı olaylar nedeniyle insanlara güvenmekte zorlanan Logan, mümkün olduğunca kendi hâlinde yaşamayı tercih etmektedir. Ancak Jeanie'nin kasabaya gelişiyle birlikte kurduğu düzen yavaş yavaş değişmeye başlar.
Öncelikle kitabın en sevdiğim yanı kesinlikle atmosferi oldu. Yazar öyle güzel bir kasaba yaratmış ki okurken kendimi Dream Harbor'ın sokaklarında yürüyormuş gibi hissettim. Sonbahar yaprakları, sıcak kahveler, kasabanın küçük dükkânları, insanların birbirini tanıması ve o samimi ortam beni kitabın içine çok kolay çekti. (Kitabı okurken sürekli battaniyeye sarılıp yağmurlu bir günde kahve içme isteği geldi. )
Kasaba halkını da çok sevdim. Hazel, Annie, Noah ve diğer yan karakterlerin hikâyeye kattığı sıcaklık bence kitabın en güçlü yanlarından biriydi. Sadece ana karakterleri değil kasabada yaşayan herkesi tanıyor gibi hissettim. (Bazı yan karakterlerin hikâyelerini daha fazla okumayı isterdim açıkçası. )
Jeanie
"Bir imkanınız olsaydı ve bir kahve içimlik zamanınız olsaydı geçmişe gitmek ister miydiniz? Hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinizi bilerek nereye gitmek, hangi anı tekrar yaşamak isterdiniz? Ya da son bir kez daha kimi görmek isterdiniz?
İşte bir kafe ve bir kahve içimlik zamanınız var bu metinde... Ve geçmişe kısa bir yolculuk istediğiniz ama tabii ki geçmişe gitmenin de şartları var.
Farklı karakterler her geçmişe gittiğinde, 'Acaba ben de gitseydim' demek isteyeceğiniz bir metin. Okuması oldukça keyifli, yazım dili sade ve ara ara içinizi ısıtacak hikayeleri olan...
Keyifli okumalar... "