"Jean-Paul’ün çocukluk travmaları ve baba yoksun “anne sorunsalı” ile Simone’un geleneksel “kız çocukluğu” ve başkaldırı arzuları bir kesişme noktasında buluşmuş gibiydi. Her ikisinin de birbirinden farklı talepleri fakat ortaklaşa biçimde “tamamlanma” arzuları mevcuttu. Fakat bu tamamlanış, bir içine kapanma ve ötekini de içine kapatma şeklinde değil, iki tarafın da en başından beri hayal ettiği bir özgürleşim hareketi içinde olmalıydı. Birbirini tamamlayan bu iki parça, birbirlerine zincirlenmiş değil, birlikte esneyebilen; birbirlerinden uzaklaştıkları ölçüde kopan değil, birbirlerine çabucak dönebilen, geleneksel ilişki fiziğini yerle bir edecek, kendisinin farkında olan iki güçlü parçaydı. Kendilerine bir özgürlük düzlemi kurmaya çalışan bu iki genç, öncelikle özgürlük kavramının “tek başınalık”la eşanlamlılığına dair yargıyı yıkmak zorundaydılar."