Güneşin kavurduğu bir buğday tarlasının tam ortasında, bir Korkuluk dikilirdi. Ceketi yamalı,eski şapkası ise rüzgardan bir pervane gibi başında dönüyordu. Görevi kuşları kaçırmaktı ama o, yalnızlıktan çok sıkılıyordu.
Bir gün , ayağının dibindeki toprak hafifçe kabardı ve minik bir Tarla Faresi dışarı fırladı. Fare, Korkuluk’un hareketsiz duruşuna bakıp bıyıklarını oynattı. "Pek korkutucu görünmüyorsun," dedi fare gülerek. "Hatta cebin bana harika bir yuva olabilir."
Korkuluk şaşırmıştı. Yıllardır herkes ondan kaçarken, bu minik canlı onunla dalga geçiyordu. Fare, çevik bir hareketle Korkuluk'un saman dolu bacağına tırmandı ve ceketin geniş cebine yerleşti.
Korkuluk artık sadece bir saman yığını değildi; o artık bir ev, bir sırdaş ve en önemlisi, bir dosttu.
Güneş, kirli bir camın arkasından doğarken , İhtiyar M. de uyanmıştı. Gözlerini oğuştururken bir süre tavanın çatlaklarını seyretti.Komidinin üzerinde duran bastonuna uzandı. Uzun ve siyah paltosunu giyindi.İçinde kayboldu. Çok zayıftı.Hani o abonozdan yapılmış baston onu değilde sadece paltoyu taşıyor gibiydi.
Akşamdan yola sürüklenmiş dikenli bir çalıştı bastonuyla kenara itti. Yoldan geçenlere gülümsedi.
Yoldan geçenler, bu tuhaf şekilli ihtiyara bakıp, "Ne kadar da düşünceli ve nazik bir ihtiyar"dediler.