Kağan Sezgin

Kağan Sezgin
@kagansezgin
Burada yeniyim! Geçmişe dönük okuduğum kitapları ve bazı "incelemeleri" paylaşacağım!
İstanbul Üniversitesi
15 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Güneydoğu'da Kürtlere işkence (1970)
Doğu Anadolu’da, Güneydoğu’da insanlar işkence görüyor. Toprak damdan evleri bir bir boşaltılıyor; aranıyorlar. Bunlara kaz yürüyüşü yaptırılıyormuş. İnsanlara dizçöktürenler köpek milleti değil midir? ‘Devlet’, silahlı milahlıdırlar diye bir şeyden korkuyorsa, “ellerinizi başınızın üstünde kenetleyin” de öyle çıkın, diyemez mi? Yok. Diz kır, yere yakın çömel, değilse sürün!.. İstenen bu olmalı. (27 Mayıs 1970)
Alkım Kitabevi·Kitabı okudu
Kürtler
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir yanda Marcuse, bir yanda Maoizm. Bir yandan da Maxime Rodinson; Hepsinin üstünde ülkede türlü biçimde yorumlanan Marx ve her derde şifa Atatürk! (23 Ekim 1969)
Alkım Kitabevi·Kitabı okudu
"İlle yalakalık bekliyorlar"
“Yazara saygı istiyorum efendim, böyle kapıkulu gibi davranılmasını istemiyorum!” der demez telefonu kapatıvermeyeyim mi? Ohh, iyi oldu. İlle yalakalık bekliyorlar. (24 Eylül 1969)
6. Filo'ya orijinal bir bakış
Yeni bir çağın başlangıcı. … ABD, Apollo 11 adını taşıyan uzay füzesini aya fırlatıyor. … Bir de biz Şubat’ta 6. Filo’yu denizlerimizden kovalayarak soğuk savaşın canına okuduk sanıyoruz. … O günden bugüne uzay programına harcanan para 23 milyar dolar’mış. … Bu parayla dünyanın bütün açları tıkabasa doyardı. Şimdi şu girişim ilimin-bilimin, teknolojinin zaferini Ay’a bayrak dikerek kutlamak anlamına mı geliyor, bir gücün başka bir güce karşı daha güçlü silahlanması anlamına mı? (16 Temmuz 1969)
Kemalizm akvaryumu
Yüründü. Anıt Kabir’e doğru: Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni(!) savunuyoruz. (…) Söylemem akıllılık mı, aptallık mı? İşte söylüyorum. Başımız sıkışınca Atatürk. Atatürk yetiş! Bu kısır döngü, içine sıkışıp kaldığımız bu akvaryum ne zaman aşılacak? Bir yandan onun açtığı kapıdan geçmeye kalkıyor, daha geçerken iki çelme üç namlıyla geri püskürtülüyoruz: Atatürk yetiş!.. Beri yanda: “İşçiler nerdesiniz, koş gel!”ler… Taban nerde? Orada ne var? İşçileşememiş köylü. Sivil ve özellikle askerden üretimsiz bürokrat. Halim yanımda yürürken: “Kendimi vitrine konmuş gibi hissediyorum” dedi durdu. İki yanlı kaldırımlarda ‘halk’ bizi seyrediyor. Onlar tarafından yürüyüşe katılım, yok denecek kadar azdı. Peki yürüyüşü dışardan izleyenler alkışlarıyla aramıza katılmış olmuyorlar mıydı? Hattâ içlerinden biri: “Atatürk geliyor!” diye bağırdı. (Böylece kendi üstüne mim konulmayacağını biliyor muydu ne?) Ankara Palas’ta ilk baloma götürüldüğüm akşam bütün kederiyle canlandı içimde ve gözümde. Cumhuriyet baloları… Dönüşüme inanmışların acemi dansları, valsleri; annelerimizin çeyiz sandıklarından çıkarılma ipek bürümcüklerden yapılma tuvaletlerimiz ve neşve-rüba hallerimizle objektife acemi tebessümlerimiz. Cumhuriyet’in Hayatı: Roman! İki de bir içimi dürtükleyen bu romanı yazmalıyım. Yürüyüş boyunca roman yazdım sanki. (7 Mayıs 1969)
Alkım Kitabevi·Kitabı okudu