Savaşın başlangıcında herkes sanıyordu ki ne Anadolu’da güç ve kuvvet, ne de boşalmış köylerde ve kasabalarda insan ve hayat var. Bu gün de aynı fikirde değil miyiz? Gerçek şu ki, Anadolu’yu hiç tanımamışız. Bizim sevdiğimiz, acıdığımız, bildiğimiz gibi bir Anadolu yoktur. Köyler ne bizim merhamet ettiğimiz gibi bedbaht, ne de bizim anladığımız şekilde memnundur. Bunların bizim gözlerimize kapalı, dedikodularımıza yabancı, bizim kalplerimizden uzak, sırra ve keramete benzer bir varlığı olduğuna dört buçuk seneden beri damla damla inandım.
“Topraklarından ayrılma hatasına düşmüş ve en acımasızca işkencelere hedef olmuş o insanlara müftü, Tanrı Elçisinin sözlerini anımsayarak, Gureba, yani "Garipler, yabancılar, dışlananlar" diyordu. "İslam garip başladı, garip bitecektir. Cennet gariplerindir.”
“Mutsuz bir çocukluğum olmadı, yo hayır! Şımartılmış, yoksulluk çekmemiş! Ama bir bakışın ağırlığını sürekli üzerimde hissetmek. Muazzam bir sevgi, umut dolu bir bakış, ama aynı zamanda beklenti dolu bir bakış. Ağır. Tükendirici.”
“Şarklılar için ya ''methiye'' ya ''hicviye'' vardır. İkbal adamlarını, ya borçlusunuz, baştan ayağa övmeli, ya kinlisiniz, tepeden tırnağa yermelisiniz.