Bir annenin evlat acısından kalma yangın dumanıydı gönlümde kalan.
Söylesene bir anne nasıl unutur evladını?
Gönlümdeki hengamenin sahibi;
Söyle artık,
Yusuf olup bilinmez bir kuyuya mı düştün?
Yunus gibi bir balığın mı midesindesin?
Yoksa Musa gibi Kızıldeniz'i mi yarıyorsun?
Söyle artık nerede arayayım seni, kime sorayım?
Herkesin hikâyesi farklıydı. Aynı hikâyeyi yazmaya çalışmak ise delilikti. Bittiği yerden artık başlamazdı hikâyeler. Dudaklarda sadece yarım kalan hoscakallar ve görüşürüzler. Bu saatten sonrası mı?Sonrası zaman ve akıp giden yıllar.
Çok seyahat eden ve değişik lezzetleri dünyanın birçok şehrinden deneyimlemiş bir seyyah olarak söylemeliyim ki; en iyi lokantaların menüsü kalabalık olmayanlardır, en iyi şehirler sade şehirler ve en kaliteli insanlar da sadeliği şiar edinmiş olanlardır. Yazım yine uzun olacak, kısa kes diyenler için, Sadelik en asil zarafettir diyerek konuyu buracıkta özetleyebilirim; lakin bu beylik lafın arkasındaki derin hakikati okumak isteyenlerle kalemin mürekkebi elverdiğince uzun bir hasbihale duracağız.
Kapitalizmin kurumsal ve yutturmacalı kalıplarından sıyrılıp fıtrata baktığımızda hiç düşündünüz mü; ansiklopedi gibi kalın menüsü olan o cafcaflı restoranlar neden kısa sürede kapanıyor da, yüz yıllık asırlık işletmeler hep tek bir ürün üzerine sebat edenlerden çıkıyor? Çünkü insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik olan seçim yapabilme iradesinin de fıtri bir limiti, aşılmaması gereken bir optimum noktası vardır. Hatta bazen önünüze hiçbir seçeneğin sunulmaması, seçimsizlik en büyük nimettir; misal, şehrin en iyi dönercisine girdiğinizde önünüze alternatif bir yemeğin konulmaması ve o tek lezzete odaklanmanız, günün en huzurlu anına dönüşebilir. Bizler fani dünyanın haz ve mutluluklarının değil, kalbi bir sekinetin, yani huzurun peşindeyiz ve bu huzur için doğru mizanlarla seçim yapmak şarttır.
Önünde onlarca sayfadan oluşan bir menüyle baş başa kalan aç ve sabırsız bir insanın karar vermesi nasıl zor ve ekseriyetle hüsranla sonuçlanan bir süreçse, hayatın bütünü de böyledir; zira insan o kalabalıkta kendi tabağını yerken bile sürekli acaba diğerini mi sipariş verseydim, yoksa karşımdakinin tabağı mı daha iyiydi? vesvesesiyle tahrif olur. Halbuki lezzet, tam bir odaklanma işidir; her hakiki lezzet gibi sevmek de, sadakat de ancak odaklanmakla vücut bulur.