Bunu biliniz ki, dünya hayatından evvelki âlemde birbirlerinin mânâsıyle çift olmuş ruhlar, burada da çift oldukları kimselerle anlaşabilirler. Orada yekdiğerine aykırı ve zıt olanlar ise burada da ihtilâfta¹ kalırlar. Ama isterse bu ruh sizin zürriyetiniz² olsun.
Sevginin birleştirdiğini bütün cihan bir araya gelse ayırmaya, ayırdığını ise bir araya getirmeye muktedir olamaz. Her şeyden gizli ve her şeyden âşikâr olan odur. O, varlık iddiâsında olanlara gizli, yokluk bayrağını açanlara âşikârdır.
Bu dünya; sağa sola bakmadan geçilecek bir köprüdür. Halbuki biz insanlar, iki sâhili birbirine bağlayan bu viran geçidi bir ikāmet yeri zannederek yerleşmeye uğraşıyoruz; lâkin en beklemediğimiz zamanda bir dalga gelip bizi alıp götürüyor.
Hz. Râbia, birinci sevginin Allah'ı anmaktan ve mâsivayı terk etmekten ibâret olduğunu anlatıyor. Demek ki, bu da zikir makamındadır. Zikrin hakikatı ise, Kelâbâzî'nin dediği gibi «Zikir, içinde zikrolunandan başkasını unutmaktır.» (76) Demek ki, zikir herşeyi unutarak yalnız birşeyi anmaktır ki; O da Allah'dır. Onun için iki merhale tamam olur. Mâsivayı unutmak ve bu unutmakdan kurtulmaktır. «Câmiu'l Usûl» sahibi bu sırada şöyle der:
«Zikrin aslı kalb huzurunun devamı ile mâsivayı unutmaktır. İlk sûreti apaçık zikirdir. Sonra hafi (gizli) zikirdir. Muâmelatta «Fe'âlün limâ yürîd: Her istediğini yapanın zikridir. Her fiilin ve her işin ondan sadır olduğunu ve onun elinde bulunduğunu anlamak ve görmektir. Bütün bilgiler ve hakikatler ondan telâkkî olunur. Hâl zikri niyâzın devamıdır. Hakikat zikri müşâhede ve muayenenin devamıdır.. Nihâyet Hak'kın seni andığına şahid olmak ve kendi zikrini görmekten halâs olmaktır