Kitabı ilk instagramda gördüm. Bir modern dünya psikopatolojisi... yazıyordu. Sonra burada bir alıntısına denk geldim. Başlamak istedim ama bu kadarını hiç beklemiyordum. Yazar galiba çok genç. Kendini nasıl bu kadar geliştirebildi bilmiyorum. Kitabın içinde her şey var. Psikoloji, felsefe, sosyoloji, edebiyat her şey var ve yazarımız çok zeki. İnsanları çok iyi gözlemiş. Bizim yaşamımıza bizden iyi göz gezdirmiş. İnsanın içini çok güzel okumuş. Acılarını da çok güzel bir şekilde edebiyat haline getirmiş.
Kitabın kurgusu da çok güzel. Tüm bu birikimleri bu kadar güzel bir kurguyla yansıtmak için büyük bir yetenek lazım. Sürekli ters köşelerle dolu, insanı içine çekip farklı duygulara sürükleyen olaylarla dolu. Bir anda her şey değişiyor, sonra kaldığı yerden devam ediyor. Bazen bakıyorsunuz her şey çok gerçekçi. Bir anda kendinizi bir duygunun hayalinde buluyorsunuz. Sonra bir anda koşuşturma başlıyor. Duygular girip çıkıyor... Dediğim gibi muazzam bir kurmacaydı.
Dili gerçekten çok ağır bir kitap. Ama çok güzel akıyor. Kitabın kendine has çok güzel bir duygusu var. İçinde sürükleniyorsunuz. İlk cümleleriyle beni yakaladı zaten. Kitap çağımızın eleştirisi. Yazarımız çağı eleştirirken bizlerin bu çağdaki psikolojisini de çok güzel yorumlamış. İnsanın kendinden nasıl uzaklaştığını, kendine nasıl yabancılaştığını çok güzel anlatmış. Tolga'yı başta çok sevmiştim. Hikmet'i görünce Tolga'dan soğudum.
Hikmet karakteri apayrı bir sayfa bence. Edebiyat Hocalarının Avrupa düşkünlüğüne muazzam bir tepki göstererek olaylarımıza dahil oluyor. Sonrasında Tolga'nın babasıyla bir konferansta tartışmaya başlıyorlar. Sadece o tartışma bile son dönem kitaplarının hepsine bedel. O tartışmanın içinden Türkler olarak kendimize çok güzel bir pay çıkarabiliriz.
Devamında Hikmetle tolga